CEMAL GÜVENÇ
Tarih : 2010-07-15
"Bitti sergin Cemal resimlerini
Bir gönül, koydu en derin yerine;
Ki o i'lan-ı aşk eder hala
Senin resimlerine! " Arif Nihat ASYA
(Cemal Güvenç'in Suluboya Sergisinden, 17 Mart 1970, Ankara)
Sanat yaşamınız, ya da resimle tanışmanız 1946 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girmenizle mi başladı?
1925 yılında Diyarbakır'da doğdum ve babamın da öğretmen olması nedeniyle ülkemin değişik güzel köşelerinde yaşama şansım oldu. Elazığ'da İlkokul öğretmenim Nusret Karaca, ağabeyime resim kursu vermişti. Ondan kalan kurumuş boyalarla oynamaya başladığımda ben de ortaokuldaydım artık. Annemden bez parçası istedim üstüne resim yapmak için. O siyah bez üzerine yaptığım resmi çok beğendi. Annem de onu yastık kılıfı yaptı. Siparişler aldık ve artık ben para karşılığı yastık kılıflarına resim yapıyordum. Sanırım sanat yaşamım da öyle başladı ve bir ömürlük tutku oldu.
Resim bölümünü de bilinçli ve isteyerek seçtiniz o halde.
Maddi durumumuz iyi değildi ve okuyabilmek için yatılı okula gitmem gerekiyordu. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümüne girebilmek için katıldığım sınavda öğretmen okulundan gelenler resim dersi alarak gelmişlerdi ve ben o güne kadar hiç resim dersi almamıştım, ona rağmen beşincilik derecesiyle kazandım. Okulda hocalarım Malik Aksel ve Refik Epikman’dan eğitim aldım. Mezun olduktan sonra da 36 yıl kesintisiz öğretmenlik yaptım. Çeşitli yerlerde çalıştım ve Ankara'ya geldikten sonra da uzun yıllar Gazi Lisesi’nde ve TED Ankara Koleji’nde resim öğretmenliği yaptım ve 1985 yılında emekli oldum.
Öğretmenlik yıllarından kalma anılarınız mutlaka vardır; fakat bir ressam olarak da etkilendiğiniz ne çok anı vardır kim bilir. Şu anda anımsadığınız bir anınızı paylaşır mısınız bizimle?
(Elinde çocuk portreleri dolu bir klasör seçiyor ve uzatıyor bana) Resimlerimi ve anılarımı çok düzenli olarak kategorize ettim ve arşivledim. TED Ankara Koleji’nde etüt öğretmenliği yapıyordum. Çocuklarla resim yaparken portrelerini yapmaya başladım sulu boya ile. Birlikte resim yaptıkça coşku ile dolmuştuk birlikte. Ben de onların portrelerini yapmaya devam ediyordum. Birbirleriyle yarış halinde benim de portremi yapın diye sıraya girmişlerdi. O gün yaşadığım sevgi, tutku, coşkuyu hiç unutamam. İyi ki elimde bu resimler var ve hep anımsıyorum onları.
Sulu boya ülkemizde yağlı boya resim kadar yaygın çalışılmamakla birlikte yarım asırdan fazla tutkunuz olmuş ve bu konuda usta olarak anılan isimlerden birisiniz. Sınıf arkadaşınız Nevzat Akoral sizinle tanışmasını da Malik Aksel Hocanızın sizin suluboya çalışmanızı beğenip sınıfa göstermesi ile anımsıyor. Ve kırk yıllık çalışmalarınızın ardından diyor ki sizin için: "İnsanın neyi en iyi yapabileceğini anlayıp onda ısrar etmesi, çalışmalarını o yolda sürdürüp ürün vermesi, bana doğru yol gibi geliyor. Böyle olunca da içtenlikli, bilgiçlik taslamayan alçakgönüllü görünümleriyle insanı kendine daha çok çekiyor"…
Benim de bu noktada, Kadın Ressamlar Derneği’nden Naciye İzbul ile ilgili bir anım geldi aklıma. Viyana’ya yağlı boya resim sergisi götürdüklerinde, sergi açacakları müzenin müdürü kendilerine neden hiç suluboya resim olmadığını sormuş, onlar da vardı ama getirmedik demişler. Ve döner dönmez benden suluboya resim dersi talep ettiler. Suluboya gerçekten çok özel bir çalışmadır ve ülkemizde de çok yaygın değildir.
Vitali Hakko benim bir eserimi satın aldıktan sonra Vakko ipek eşarplara desen olarak kullanmıştı. Hem de orjinal kopyasının yanısıra başka renk tonlarında da versiyonlarını basmışlardı. O da ayrı bir iz bırakan anımdır. Çağdaş Türk Ressamları Koleksiyonu adıyla çıkarılan bu seride benimle birlikte Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Süleyman Saim Tekcan, Mustafa Pilevneli, Necdet Kalay, Burhan Doğançay ve başka usta sanatçıların da resimleri aynı şekilde ipek eşarplarda kullanıldı. İzinsiz yapılan bu işin hukuki süreci de oldu tabi ve sonuçta Vakko telafisini de yaptı ve böyle bir ürünle de paylaşıldı eserlerimiz.
Sizi ayrıca doğa tutkunu ve resimlerinin tamamını canlı olarak çalışan bir ressam olarak tanıyoruz. Yurdun her köşesinde, denizlerde, dağ başlarında, krater göllerinde, kanyonlarda, ovalarda, vadilerde, şehirlerde, köylerde, kısacası yedi bölgede, dört mevsimde, günün farklı saatlerinde çalışılmış doyumsuz eserler. Atölyede çalışmadınız mı?
Hemen hemen hiç atölyede çalışmadım, kötü hava koşullarında sadece, o zaman da doğadan natürmortlar ve portreler yaptım. Tamamen canlı çalıştım tümünü. Eşim Solmaz Hanımla birlikte gezdik hiç durmadan. O hep yanımda oldu ben çalışırken. Görev yaptığım yerler dışında sanat adına gezdim hep. Suluboya çalışmak aslında çok pratik de oluyor, çantam yanımda çok rahat gezebiliyordum. Her yerde resim yapabiliyordum.
Giresun’da bulunduğumda Karadeniz’i resmettim doya doya evleri, dağları, insanları, tüm yöresel özelliklerini, İnebolu'da ve Giresun'da denizi ve büyülü doğasını yaşadım.
Tatil için gittiğim yerlerde Erdek'te, Ege 'de birçok beldede canlı doğa resimlerimi günün farklı saatlerinde ve kendime göre yorumlayarak çalıştım keyifle. Palandöken'e gitmek için önce Van'a gitmiştik. 3 bin 500 metre yükseklikte bir krater gölünü çalışmak istedim, gelinim Ayşegül ben resim yaparken ağzıma yemek veriyordu, konsantrasyonum tamdı. Müthiş bir duygudur bu. Ve orada resimledim gördüklerimi..
Şehirlerde de çalışmalarım oldu, sokaklar, kaleler, benim için anısı olan köşelere gittim, oturdum ve resim yaptım. Betonu sevmem asla, beğenmediğim unsurları da koymam resmime, ayıklarım. Eski Ankara sokaklarım yemyeşildir, Bahçelievler, Demirlibahçe manzaralarım belgesel nitelikte oldular, artık betonlaştık hep. Stadyumda oturup Ankara Kalesi’ni resmettim. Hatay Dörtyol'da bu peyzaj çalışmam yüzünden karakolluk oldum. 1950 yılıydı yine resim yapıyordum, polis beni şüpheli görüp karakola götürdü ve başkomiserle görüşerek ajan olarak suçlanmaktan kurtuldum. Beni getiren polis de benim yüzümden azar işitmişti başkomserinden. Bu da farklı bir anı olarak kaldı bende.
Sanat yaşamımda en çok üzüldüğüm anım ise, ödüllü bir resim yarışmasında liyakaten benim hakkım olduğuna inandığım (ve sanat çevrelerinden de aynı yorumu aldığım), birincilik ödülünün son anda bir başka resme verilmesidir. Yarışmayı düzenleyen çok ciddi bir kuruluş olmasına rağmen yaşanan bu sonuç beni çok derinden yaralamıştı ve halen bu haksızlığa uğrama üzüntüsünü içimden atamıyorum.
Hocam yaşam tarzınız resim yapmak ve aralıksız çalışmak olunca eserleriniz de çok sayıda olmalı.
Satışlar ve hediyelerden sonra kendi koleksiyonum için ayırdığım yaklaşık dört bin adet eserim mevcut, tabii yağlı boya ve desenlerim de dahil.
Bir suluboya resim müzesi olabilecek kapasitede bir koleksiyon. Umarım bir gün bir müzede de görebiliriz eserlerinizi.
Ne güzel söylediniz. Umarım Semra Hanım.
Kültür Bakanlığınca Sulu Boya Ressamları Grubu üyelerinin de yer aldığı oldukça kapsamlı bir kitap basıldı. İçeriği hakkında bilgi alabilir miyiz sizden?
Nüzhet İslimyeli'nin hazırlamış olduğu ve vefat ettiği yıl olan 2005’te, Kültür Bakanlığı tarafından basılan bir kitaptan bahsediyoruz. "Suluboya Resim Sanatı Tarihi" kitabı. Bu kitabın içeriğinde, ilk suluboya uygulaması olarak bahsedilen ve ilk çağlardaki (mağara resimleri) duvar resimlerinden başlayarak, ressamların suluboyayı yaygın olarak kullandıkları İngiltere’de yetişmiş sanatçılar ele alınmış. Kitapta tüm Avrupa ülkeleri tek tek incelenmiş ve sanatçıları yer almış. Daha sonra Amerika ve burada yetişmiş sanatçılar, Uzak Doğu ülkeleri ve sanatçılarına yer verilmiş. Sonra ülkemizde suluboya sanatı ve cumhuriyet öncesi asker ressamlardan başlayarak incelemeleri devam etmiş, günümüze kadar devam ederken 1970 yılında kurulan Suluboya Ressamları Grubu ve kuruluş amaçları anlatılmış, grup üyesi olan üyelerden de bahsedilmiştir. Gerçekten çok kapsamlı ve çok güzel bir kaynak olmuştur bizler için.
Nüzhet İslimyeli'nin rahatsızlığı nedeni ile Suluboya Ressamları Grubu Başkanı Mimar Ressam Nilgün Tan ve grubun genel sekreteri Ceyda Çoksezen kitabın basıma hazırlanması aşamasında büyük çaba gösterdiler.
Sizin de kurucu yönetim kurulu üyesi ve onursal başkanı olduğunuz Sulu Boya Ressamları Grubu bu yıl 40. kuruluş yılını kutlayacak. Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde büyük bir sergi ve devamında kutlama etkinlikleri yapılacak. Sizin de eserleriniz yer alacak bu büyük sergide. Neler söylemek istersiniz?
Evet, Nüzhet İslimyeli'nin başkanlığında kurmuştuk Sulu Boya Ressamları grubunu. Kırk yıl geçti kuruluşundan bugüne. 40. yıl kutlamalarımızın heyecanını hepimiz yaşıyoruz. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma buradan teşekkür etmek isterim.
Hocam, gençlerimize, öğrencilerimize 60 yıllık sanat yaşamınızdan gelen önerileriniz nelerdir?
Benim bütün çalışmalarım özgündür ve etkilendiğim hiç bir sanatçı olmamıştır. Kesinlikle fotoğrafa bakılarak resim yapılmamalıdır. Resmin şahsiyeti olmuyor o zaman. Ressam kendinden bir şey katmamış oluyor, sanat olmuyor bence. Satış amaçlı resimler bu şekilde başarılı sonuçlar alabilirler ama amaç kazanç değil sanat olmalıdır her zaman.