Nemrut yaklaşık 100 yıldır çalışılan bir alan. 1881 yılında keşfedilmiş. Theresa Goell, Karl Human, Friedrich Karl Dörner, Sencer Şahin ve bir dönem de Hollandalı bir grubun çalıştığı bir alan.
Tarih : 2010-03-31
Nemrut Dağı Tümülüsü, 1881 yılındaki keşfinden bu yana yüzyılı aşkın bir süredir aralıklarla kazı ve araştırmalara konu olmuştur. 1986 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilmiş, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır. Ancak bugüne kadar yapılan araştırmaların hiçbiri tümülüsü korumak amaçlı değil, aksine mezar odasını bulmak amaçlı olmuştur. Ankara Life dergisi olarak tümülüsün korunmasına yönelik 2006 yılında ODTÜ tarafından hazırlanan Kommagene Nemrut Koruma Geliştirme Programı’nın yöneticisi, ODTÜ Mimarlık Bölümü’nden Doç. Dr. Neriman Şahin Güçhan’la bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bize Nemrut’un hikayesini anlatır mısınız?
Nemrut Dağı Tümülüsü Kommagene Krallığı’na ait Anadolu’daki en özel tümülüslerden biri. Kral I. Antiochos döneminde yaptırılmış. Kommagene aslında Hititler gibi çok özel bir kültür ama fazla bilinmiyor. Ve şu anda da Kommagene kültürünün yerleştiği coğrafyanın ve eserlerin büyük çoğunluğu Adıyaman ili sınırları içerisinde.
Nemrut yaklaşık 100 yıldır çalışılan bir alan. 1881 yılında keşfedilmiş. Theresa Goell, Karl Human, Friedrich Karl Dörner, Sencer Şahin ve bir dönem de Hollandalı bir grubun çalıştığı bir alan. Bir diğer özelliği de, bugüne kadar tümülüsün içindeki mezar odasına girilememiş oluşu. Biz ODTÜ olarak, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte 2006 yılından bu yana bir proje yürütüyoruz. Projenin adı da Kommagene Nemrut Koruma Geliştirme Programı. Yürüttüğümüz projede Nemrut’tan ziyade Kommagene ismini önde tuttuk. Çünkü Kommagene gerçekten çok özel bir kültür. Antik dönemde Fırat Nehri doğuyla batının birleştiği sınır olarak biliniyor. Kommagene de bu sınırın üzerine kurulmuş 200 yıllık bir krallık. Bu yüzden de Persler ve Romalılar’a sırtını dayıyor. Politik olarak da bunu hep öne çıkarıyor. Bunlarla evlilikler yaparak Kommagene Krallığı’nı sürdürmeye çalışıyor. Ama bu yeterli olmuyor. Daha sonra Romalıların eline geçiyor ve devri sona eriyor.
Nemrut Dağı’nın mimari özelliklerinden bahseder misiniz?
Tümülüs, insan eliyle yapılımış, içinde mezar barındıran tepelerdir. Eğer içinde mezar değil de bir yerleşme varsa onun adı da höyüktür. Nemrut Dağı Tümülüsü yaklaşık 2200 metre yükseklikte ve 3 terastan oluşuyor. Doğu, batı ve kuzey. Doğu ve batı terası benzer şekilde düzenlenmişken kuzey terası biraz karşılama terası görüntüsündedir.
Doğu terasının üzerinde bir tane altar var. Tümülüsün eteğinde de 2 tarafta birer çift koruyucu hayvan olarak aslan ve kartal var. Arada da 5 tane tanrı heykeli var. Bu heykelleri arasında Kral Antiochos da var. O dönemin kralları kendilerini tanrı kral olarak görüyorlar ve öyle gösteriyorlar. Kral Antiochos da kendini tanrılarla birlikte yaptırarak onların katına ermiş oluyor. Diğer tanrılar da; ortada Zeus sağında kraliçe Kommagene ve Apollon, solunda da Antiochos ve Herakles. Tanrıların dizimi 2 tarafta da simetrik bir şekilde düzenlenmiş.
Batı terası ise daha küçük ve dikdörtgen formunda. Heykeller de küçük. Bu alan depremden etkilenmiş. Çünkü Nemrut Dağı Tümülüsü deprem hattının 5 km. kuzeyinde. Buradaki eserler varolan kayanın kesilmesiyle inşaa edilmiş. Ondan oluşturdukları büyük taş bloklar var. Bu blokların bir tanesi 2-3 ton ağırlığında ve üstü üste konarak, hiçbir birleştirici madde kullanılmadan dizilmiş. Varolan, üzeri düzeltilmiş doğal taş zeminin üzerine oturtulmuş. Heykellerin yapımında kireç taşı ve kum taşı kullanılmış. Kireç taşı daha dayanıklı ama kum taşı daha kırılgan. İklimsel etkilerin doğrultusunda bu taşların kendi çaplarında zarar gördüklerini söyleyebiliriz.
Bu heykellerin yıkılmasındaki en büyük etken deprem veya o büyüklükte bir afet diye düşünüyoruz. Diğer bir sebep de iklim koşulları. Çoğunlukla bu heykeller kireç taşı ve kum taşından yapılmış. Her iki tarafta da stel kaideler, yani üstünde yazıtların ve kabartma rölyeflerin olduğu kaideler var. Bu kaidelerde de Antiochos’un diğer krallarla tokalaşma sahneleri var. Arkasında yazılar var. Heykellerin arkasında da müthiş bir yazıt var; Antiochos’un Vasiyetnamesi. Vasiyetnamede de bu eserin ne amaçla inşa edildiği, tanrıların adları, bu eserin korunması gerektiği, eğer bu esere birisi zarar verirse ona yapacağı bedduaya kadar çok özel şeyler yazıyor.
Buradaki eserlere iklimsel koşulların dışında nasıl zarar geliyor?
İklimsel koşulların yarattığı zararlar dışında maalesef insanımız da zarar veriyor. Halkımız Nemrut’u, Şanlıurfa’daki İbrahim Peygamber’in ölümünden sorumlu olan kral Nemrut sanıyordu. Bu yüzden de bunlara kötü gözle bakıyorlardı. Aslında aralarında 2000 yıl var. Halen de böyle düşünen var. Bu yüzden eserlere zarar vermiş pek çok insanımız var. Artık alan biraz daha kontrollü. Ama şu anda en önemli sorun iklimsel koşullar.
Yurtdışından da kazı çalışması için talepler geliyor mu. Bunları nasıl karşılıyorsunuz?
ODTÜ Restorasyon Programı öncülüğünde asıl amacımız eserlerin korunması. Kazı çalışması yapmıyoruz. Bu da bakanlığın insiyatifinde olan bir konu. 100 yıldır buraya gelip kazı çalışması yapanların tek amacı ise mezar odasını bulmak olmuş. Bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar sonucunda ise mezar odasının yeri net olarak belirlenememiş. Burada gelip kazı yapan herkesin amacı mezar odasını bulmaktan öteye geçmemiş. Kimse eserlerin korunması adına bir çalışma yürütmemiş. Hatta ortaya çıkan eserleri de oldukları yerde bırakıp, yıpranmalarına sebep olmuşlar. Biz ODTÜ olarak ise, eserlerin hasar görmemesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Şöyle de bir şey var; bu tür büyük tümülüslerin içinde aslında mezar olmayabiliyor. Yani bir kandırmaca da olabilir. Tümülüsü bir yere yapıp, mezarı da başka bir yere yapabiliyorlar. Bunu söyleyenler de arkeologlar.
Peki, siz Nemrut Dağı’ndaki heykelleri iklimsel zararlardan korumak için ne gibi önlemler alıyorsunuz?
Açık hava elbette zarar veriyor ama tespitlerimiz doğrultusunda bunun bilinenden daha az olduğunu gördük. Biz burada çalışmaya başladığımız dönemde, -40 ve 40 derece arasında hava sıcaklığının değiştiği ve baraj yapıldığı için de nem oranının çok yüksek olduğu söyleniyordu. Bu olumsuz etkilerin heykellere zarar verdiği yönünde iddaalar vardı. Biz 2006 yılından beri düzenli olarak burada iklim değerlerini ölçüyoruz. En düşük sıcaklık -15 derece ve en yüksek de 30 derece civarında. Umduğumuzdan daha iyi yani.
Ayrıca burada çok kuvvetli bir rüzgar var. Islanma-kuruma olayı gerçekleşirken de, şiddetli rüzgar olduğu için kuruma çok çabuk oluyor. Dolayısıyla alınacak önlemler doğrultusunda bu rüzgar kesilmemeli ve hızlı kuruma sürdürülmeli.
Taşların korunmasına gelecek olursak; aslında en zor, teknik olan kısım ve görevimiz bu. Birkaç aşama var. Birisi fiziksel müdahale yapılıp yapılmayacağı. Kış aylarında taşların bozulması daha kolay oluyor. Bu koşullarda taşları koruyacak bir önlem düşündük ve Bilimsel Danışma Kurulu ile birlikte şuna karar verdik: Bir kılıf yapalım, çorap gibi giydirelim, kışın takıp, yazın çıkaralım. Eserler ıslanmasın. Islanma olmayacağı için de donma probleminden kurtulmuş olacağız. Buna ilişkin savunma sanayinde kullanılan 4 kumaş belirlendi. Bunların üçünden numune aldık. Benzer taşların üzerini bu kılıflarla kapladık ve bu kışı böyle geçireceğiz. Önümüzdeki sene yaza kadar bunlar kalacak ve sonra çıkarıp bakacağız. Şayet bir zarar görme durumu yoksa, bir dahaki kış aylarında da bu yöntemi kullanacağız.
Bir diğer işlemden geçmesi gereken kısım ise çatlaklar ve kopmalar. Bunlar için yapılabilecek farklı çözeltilerle onarımlar var. İnce çatlaklara enjeksiyonla daha ince solüsyonlar emdiriyorsunuz ki bunlar kireç taşına uyumlu olmak zorunda. Daha kalınlara da kıvamı daha koyu çözeltiler enjekte ediyorsunuz. Bir de plastik onarım dediğimiz bir uygulama var. Kayıp parçaları de bu harçla onarıyoruz, tamamlıyoruz. Bunun sonucunda da yıpranma ihtimalini geciktirmiş oluyorsunuz.
Bir de depremin verdiği zararlar var. Özellikle batı teras doğuya göre daha vahim durumda. Şu anda eserler neredeyse hiç algılanmıyor. Şu anki estetik algıyı bozan nitelikteki yerleri düzeltip, onarımlarını yapacağız.
Çevre düzenleme projenizden bahseder misiniz?
Artık 21. yüzyıldayız. Buraya gelen insanların çağdaş bir biçimde bilgilendirilmeleri gerekiyor. Sadece bir broşür dağıtmakla da olmaz bu iş. Dolayısıyla bütün bu sorunları çözmek için bir çevre düzenleme projesi gerçekleştirdik. Bu hem turistlerin ihtiyacını karşılayan, hem de eserlerin zarar görmemesini sağlayan bir proje. Bu proje tamamlandı ve koruma kurulundan geçti. 5 milyon 850 bin euro’luk bir proje bu. Bu paranın hepsini Adıyaman’a getirebilirsek, çevre düzenlemesi uygulaması için 1,5 milyon euroya yakın parayı oradan temin edeceğiz. Projemiz de hazır ve şu anda uygulamaları çiziliyor. Önümüzdeki sene mart ayında inşaatı başlarsa eğer, yaz sonundan itibaren daha sağlıklı koşullarda burada gezi yapılabilir. Böylece eserler de zarar görmez ve gelen misafirler nitelikli bir şekilde bilgilendirilmiş olurlar.
Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Nemrut’la başlattığımız bu proje, aslında tüm Adıyaman’a yaymaya çalıştığımız ve Kommagene kültürünü tanıtmaya çalıştığımız bir programa dönüştü. Aslında Adıyaman’da Kommagene kültürüne ait gezilip görülecek farklı noktalar da var. Ama turistler buraya 1 gece gelip Nemrut’u görüp gidiyorlar. Bizim amacımız da burada bir gezi rotası belirlemek.
Bir başka şey ise, Nemrut’a erişim çok zor. Özellikle yaşlılar ve engelliler için. İlk önce dolmuşlarla hizmet evine geliyorsunuz ve kalan 20 dakikalık yolu tırmanmak zorundasınız. Geçmişte bazı çalışmalar yapılmış. Biz de engelli erişimini sağlıyoruz. Batı terasının kenarına erişebilecek bir düzenek tasarlıyoruz. Bunu da yaparsak engelliler ve yaşlılar için düzenlenmiş bir güzergah olacak.