Nasıldı eski Ramazanlar?

Hepimiz çoğu zaman eski günleri anarak “Hey gidi günler” deriz. Yaklaşan Ramazan ayı ile birlikte yine birçoğumuzun “Bizim zamanımızdaki Ramazanlar…” diye söze başladığın

Tarih : 2010-08-17

Nasıldı eski Ramazanlar?

Nasıldı eski Ramazanlar?

Bir kere ramazanın ilk gecesi sahura kalkmak çok önemliydi. Her mahalleden geçen ramazan davulcusu sahur saatini hatırlatmak için daha da güçlü vururken davuluna, maniler döktürmeyi de ihmal etmezlerdi. Kimileri derin uykularından heyecanla uyanırken, bazı evlerde anneler çoktan kurmuş olduğu saatin ikazıyla uyanmış bile olurlardı. Sahur yemeklerinin olmazsa olmazı börek ve pilav masanın en güzel noktasında yerini almış olurdu. Muhtemelen erken kalkan anneler geceden yoğurduğu hamuru pişirerek sıcak sıcak servise sunardı. Kahvaltılık unutulmadığı gibi, tatlısız da sahur olmayacağına göre; hoşaf, kazandibi, kadayıf veya bir başka tatlı da masada yerini alırdı. Elbette üzerine tavşankanı çay da hazmettirici olduğundan demlemeden olmazdı.

Gelelim iftar yemeklerine; bir kere ramazan sıcak pide olmadan düşünülemez. Bu nedenle de fırınların önündeki uzun kuyruklarda beklemek hiç de zul gelmez. Hele iftarda, arasına tulum peyniri koyacağınızı düşünmek beklemeyi daha da kolaylaştırır. Bazılarına göre pidenin üzerine yumurta sürülmesi gerektiğinden günlük yumurtasını alıp fırıncıya vererek gözünün önünde sürmesini bekleyenler de vardı. Tıpkı benim babam gibi…

Ah bir de iftar sofralarının menüleri… İftariye denilen ve oruç açmaya yarayan, hurma, zeytin ve peynir çeşitleri, çeşitli reçeller, sucuk, pastırma ve mevsimine göre salata olmazsa olmaz. Ara ve ana yemeğin de; et türleri, yanına pilav veya makarna ve üstüne de tatlı çeşitleri mutlaka yerini alırdı. Tüm görkemliliğiyle bu masada sıra oruç açmaya gelince; besmele ve kısa bir duadan sonra mutlaka hurma veya zeytin ile oruç açılırdı. Yemeğe padişahların yemeği denilen çorba ile başlanır; iftariyelikler, ara ve ana yemeklerle börek ve tatlılar (en çok tercih edilenin güllaç olduğunu unutmayalım) derken açlıktan sararmış yüzlere renk, feri kaçmış gözlere fer gelirdi. Sonra ne mi olur; gelen köpüklü kahve eşliğinde tiryakiler sigaralarını içerlerdi. (aşırı tiryakiler orucunu açar açmaz sigaralarından bir nefes çekerler).

İftar davetleriyse; Ramazan’ın ortasına doğru başlar, hızla herkes birbirlerini iftara davet etmek için nerdeyse yarışırdı. Davetler daha görkemli olur, cevizli kaymaklı baklava günler öncesinden yapılırdı.

En önemlisiyse tüm bu telâşe içinde yemeklerin sadece bahane olması, aslolanın akrabalık ve dostluk ilişkilerinin artması, varsa küskünlüklerin ortadan kalkmasıydı. Kısacası özel bir aydı, özel güzellikler vardı ve dostluk içerisinde geçerdi.