“Aşk ve Sevgi uğruna çizip boyadığım resimler sadece birer sanat eseri olarak değil, aynı zamanda bir yaşam serüveni olarak değerlendirilmeli”
Tarih : 2010-03-31
ANI: Çok değerli ressamlarımızdan Hasan Pekmezci’nin bir yazısı var, www.artmerkez.com daki köşesinde okumuştum:
İki Gazili Sanat Tutkunu, İki Özveri ve Toplumsal Sorumluluk Örneği, İki Çağdaş Sanatlar Merkezi” başlıklı, kapsamlı ve uzun bir yazı, sizi ve Süleyman Saim Tekcan’ı anlatıyor.
“..Her iki müze ve müzenin kurucuları: Arkalarında devlet, hesapsız-kitapsız miras, sermaye ve anamal grupları olmayan, müze kuruluşu için gerekli bütün maddi ve manevi kaynakları kendi olanakları ile kuruş kuruş biriktirerek sağlayan birer sanat fedaisidirler. Her iki müzenin kurucuları bitmez tükenmez bir sanat tutkunu ve eylemcisidir.
Sanatçı kimlikleri ile ortaya koydukları çabalarının getirisini rant yaratabilecek başka alanlar yerine, bin bir sorunu beraberinde getiren bir girişimle ve ülkemiz insanlarının sanata ilgisizliğinin had safhada olduğu bir dönemde sanat alanına yatırım olarak görmüşlerdir. Bu iki yurtsever-sanatçı-eğitimci insan biri İstanbul’da biri Ankara’da sanatımıza ve kültürümüze önemli katkılar sağlamanın çabası içindedirler..” diyor.Ve ayrıca sizi, “.. Yetiştirdiği ve sanatımızda yer alan pek çok öğrenciye model olmuş bir eğitimci-sanatçı idolüdür..” diye tanımlıyor. Yazının tamamını çok duygulanarak okumuştum ve bu müzenin yaşatılması ve vakfın desteklenmesi için bir nefer gibi çalışacağıma söz vermiştim kendime.
Teşekkür ederim.
“BEN BUGÜNÜN DEĞİL GELECEĞİN MUTLULUĞUNU YAŞIYORUM” M.AYAZ.
Çağdaş Türk Resim Sanatının duayenlerinden biri olan Mustafa Ayaz’ın kendi adını verdiği Mustafa Ayaz Müzesi ve Plastik Sanatlar Merkezi Vakfı, 5 Kasım 2009 tarihinde sanatseverlere kapılarını açtı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay ve Devlet Bakanı Faruk Nafız Özak’ın yaptığı açılışa, kültür- sanat, iş ve siyaset dünyasından pek çok ünlü isim katıldı.
Başkent Ankara’da hiçbir kurum ve kuruluşun gerçekleştiremediği bu sanat merkezi ve vakfının kurucusu Mustafa Ayaz’la gecekondudan çağdaş bir müzeye gelişinin öyküsünü ve projeleri üzerine konuştuk.
Bize biraz yaşam öykünüzden söz eder misiniz lütfen ?
Trabzon’un , Çaykara Kabataş köyünde doğdum. 1938 doğumlu olduğum için çocukluğum II.Dünya Savaşı’nın yoksulluk, hastalık dolu bunalımlı yıllarında geçti. Bu yüzden ilkokula bile 10 yaşında başlayabildim. 1953 yılında Erzurum Pulur Köy Enstitüsü’ne girdim.
Resim sanatına olan ilginiz o yıllarda mı başladı?
Evet. Ortaokul yıllarında öğretmenlerimin dikkatini çektim. İstanbul Çapa İlköğretim Okulu’nun Resim Semineri Sınavı’na yine öğretmenlerimin teşvikiyle girdim ve kazandım. Resim serüvenim de orada başladı.
Yani daha sonra hep resimde oldu yolculuğunuz…
Çapa’dan sonra Gazi Eğitim Resim Bölümü’nü bitirdim. Asistanlıkla başladığım akademik kariyerime Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde devam ettim. 1987 yılında profesör ve ardından da emekli oldum. Üniversiteden ayrıldıktan sonra da yoğun bir şekilde resim yapmayı sürdürdüm.
1987 yılından beri yani yirmi yılı aşkın bir süredir hep kendi atölyenizde mi çalıştınız?
Evet. Yirmi yılı aşkın bir süredir kendi atölyemde çalışmalarıma devam ediyorum. Bu arada 60’ı aşkın kişisel sergi açtım, 19 ödül aldım. Dünyanın birçok ülkesinde sayısız etkinliklere katıldım. Hindistan, Kuveyt, Mısır, Romanya, Bulgaristan, Polonya, Belçika, Fransa, ABD, İngiltere, Cezayir, Almanya gibi pek çok ülkedeki koleksiyonlarda 400’den fazla eserim yer alıyor ve 4 bine yakını da yurtiçi koleksiyonlarda bulunuyor.
Resim tutkunuzu ve çalışma temponuzu biliyoruz. Sizi sergi açılışlarında dahi hiç görmüyoruz, gerçekten de hep resim mi yapıyorsunuz?
Tabiri caizse ben çayıra çıkar otlar, kümese girer yumurtlarım. Sürekli resim yapan ve sosyal yaşamın içine çok girmeyen biriyim ben. Yılın 365 günü tatil yapmıyorum. Side’deki yazlık evimden de kabarık bir çizim defterini doldurmuş olarak dönerdim. Fakat bir gün Kızılay’a izlenimler yapmak için gezmeye, dolaşmaya gitmeyi düşünüyorum.
Sanatseverler sizi “Kadın duruş ve oturuşlarının ressamı” olarak tanıyor ve çoğunlukla kendiniz de resimlerinizin içinde yer alıyorsunuz. Fakat bazı resimlerinizde yoksunuz. Bunun bir anlamı var mı, resim yaparken nasıl çalışırsınız?
Dans figürleri olan resimlerde kendimi çizmem, çünkü dansetmesini bilmiyorum ve o kompozisyonun içine yakışmayacağımı düşünüyorum. Diğer bütün resimlerimde kendime de bir yer buluyorum.
Nasıl mı çalışırım? Sabah atölyeme geldiğimde boş tuvali alırım, yön ve hedef belirlerim, Kızılay’a gider gibi. Bazen yarı yoldan geri dönerim, ama sanatta hiçbir yol boşa geri gitmez. Bilim adamının yanlış yapması çok kötü sonuçlara neden olabilir ama sanatta öyle değildir, arayış hep sürer. Sadece sanatçı değil tüm insanlar sınırsız hayal ederler ama hayal ettiklerini sınırsız yapamazlar. Picasso gibi, bazen benim de hiç beğenmediğim resimlerim oluyor ama onlar da çok değerlidir. İnsan değiştikçe kilometre taşı resimleri oluyor. Örneğin 10 yıl sonraki resimler kesinlikle farklıdır. Aksi halde insan kendi kendini kopya ediyor demektir ki bu, yaratıcılığın tıkanmasıdır.
Gecekondudan çağdaş bir müzeye kadar uzanan süreci bir de sizden dinleyelim.
1974 yılında, Yenimahalle-Şentepe’de gecekondumu yaptığım zaman dünyalar benim olmuştu. Evin bodrumunu atölye olarak kullanıyordum. En güzel eserlerimi de orada yaptım. Yıllar geçtikçe resimlerim çoğaldı ve 2002 yılında çağdaş anlamda kendi adıma bir müze yapma gereksinimini duydum. Artık, müzenin hayali ve sevinci ile uykularım kaçıyordu. Bazen resim bile yapmıyor, bina ile ilgili projeler tasarlıyor, planlar çiziyordum. Amacım sadece bir müze binası inşa etmek değildi aynı zamanda yapıtlarımın güvenli bir barınağı olsun, orada sonsuza dek yaşayabilsinler diye düşünüyordum. Böylece 30 yıllık hayallerim gerçeğe dönüşecekti; gecekondudan çağdaş bir müzeye doğru…Ve umduğumun çok üstünde bir işi başardım; hem de bir kuruş yardım almadan. Halktan aldığımı halka vererek...
Müze projenize ailenizin tepkisi ya da desteği oldu mu?
Beş kız çocuk sahibiyim ben. Kendimi çok zengin hissediyorum. Parayı severim ama asla esiri olmadım. Müze yerine iş merkezi yapsaydım çocuklarım dua edecekti bana ama şimdi tüm insanlık dua edecek. Ankara teşekkür edecek. Ailem hep destekledi ve hala onların desteği ile yürüyor bütün işler.
Müzenin yapımına ne zaman başlandı? Aynı zamanda vakıf olarak da faaliyetleriniz var. Vakfın amaçlarından da söz eder misiniz?
Müzenin yapımına 2003’de başlandı ve 2007’de tamamlandı. 2009 yılında da “Mustafa Ayaz Müzesi ve Plastik Sanatlar Merkezi Vakfı” olarak faaliyete geçti. Bu vakfın amacı, toplumun her kesimine sanat sevgisini aşılamak, sanat yoluyla toplumu eğitmek, çağdaş Türk sanatının yurtiçi ve yurtdışında tanıtılmasına katkıda bulunmaktır.
“Mustafa Ayaz Müzesi ve Plastik Sanatlar Merkezi Vakfı” oldukça büyük bir yapı, bu binada başka neler var, biraz daha detaylı bilgi verebilir misiniz?
Elbette. Binanın toplam kullanım alanı 5 bin metrekare ve 7 kattan oluşuyor. Çatı katında benim özel ofisim ve hobi atölyeleri var.1, 2 ve 3. katlarda ise farklı dönemlere ait eserlerim yer alıyor. Giriş katında hediyelik eşya bölümü ve sanat galerisi var. Bu galeri 2007 yılında Mustafa Ayaz sergisiyle açıldı ve değişik sanatçılara yönelik periyodik sergiler ve sanatsal etkinlikler de yapılacak.
Müzede yer alan atölyelerdeki eğitim ve çalışmalardan da söz eder misiniz?
Bu atölyelerde güzel sanatlar fakültelerine hazırlık amaçlı resim, heykel ve seramik kursları veriliyor. Burada amacımız her yaştan sanata ilgi duyan ve kendini geliştirmek isteyen kişilerle bilgi ve deneyimlerimizi paylaşmaktır.
Bu müze Avrupa’daki müzeleri aratmayacak vizyona sahip. Herşey düşünülmüş. Sizin desenlerinizin süslediği tişörtler, kupalar, tabaklar, çantalar bile hazırlanmış. Gerçekten harika olmuş bu ayrıntılar, emeklerinize sağlık.
Teşekkür ederim. Bu arada mimarımız Kadri Atabaş’a da tekrar teşekkür etmek isterim.
Bu aşamaya kadar hiçbir yabancı kaynak finansmanı kullanmadan tamamen kendi olanaklarınızla gelindi. Gelecek nesiller düşünülerek, sanat aşkıyla, toplumsal sorumlulukla yaptığınız bu muazzam yatırımın, bu müze ve sanat merkezinin ayakta kalması, korunması için kurumsal bir destek söz konusu mu? Ya da devlet desteği diyebileceğimiz bir kaynak söz konusu olacak mı?
Henüz devletten böyle bir destek almadık. İlerde gerçekleştireceğimiz projelerle ilgili kaynak sağlanabilir. Şu andaki gelirimiz, bünyemizde verilen kurslar, tablo ve hediyelik eşya satışlarından sağlanıyor. Fakat asıl hedefimiz müzenin yaşaması adına vakfın geliştirilmesi. Bunun için de, vakfın gerçekleştireceği kültür ve sanat etkinliklerine sanatseverlerin de yapacağı destek çok önemlidir.
Bundan sonraki projeleriniz nelerdir? Bu sevdalı yaşam serüveninin nasıl devam etmesini hayal ediyorsunuz?
En büyük hayalim, rüyalarıma giren projem, bu yapının daha kapsamlı bir kültür sanat kompleksine dönüştürülmesidir. Konferans salonları ile konser salonu ve müzik eğitimi veren birimlerin de olduğu daha büyük bir merkeze dönüşmesi ve sanatın her dalının, her köşesinde sonsuza dek yaşaması...
Siz bu sanat sevdası ile gelecek kuşaklara bir tarih bağışladınız, gençlerin cesaret ve azmine idol olan Mustafa Ayaz ismini tarihe altın harflerle yazdınız. Bir insan için ne büyük bir mutluluktur. Bu noktada ne söylemek istersiniz?
Ben bugünün değil, geleceğin mutluluğunu yaşıyorum.