Life Doğa Sporları

Dağcılık sporu gerçekten disiplinli çalışma isteyen ve adım adım ilerleyerek tüm süreçlerinin yaşanması gereken bir spor dalı. Çünkü hata yaparsanız, bunun bedeli çok ağır olabilir.Dağcılık sporu gerç

Tarih : 2010-04-02

Life Doğa Sporları

Dağcılık sporu ve kazandırdıkları
Dağcılık, insanların doğayı, yaşamı ve kendilerini tanımak için, kendi fiziksel ve psikolojik sınırlarını öğrenmek ve geliştirmek için doğada, yükseklere doğru yaptıkları yolculukların oluşturduğu asil bir doğa sporudur. Dağcılar, dağcılık sporunun kuvvetli ekip dinamiklerine sahip olması nedeniyle, iyi birer takım oyuncusu olmayı öğrenirler. Riskli ve tehlikeli yapısı gereği kritik süreçlerde karar verme becerilerini geliştirirler. Çok değişkenli ve karmaşık doğası gereği planlama becerilerini ve çok iyi gözlem yapabilme ve çevredeki her değişikliği fark edebilmeyi öğrenirler. Sürekli ve düzenli olarak kendi yeteneklerini sınadıkları için kendilerini geliştirebilmeyi ve tüm bunların karışımı nedeniyle de liderlik vasıflarını diğer sporlara göre çok daha kuvvetli geliştirme fırsatı bulurlar.
Dağlar çok ağır fiziksel şartların hüküm sürdüğü yerlerdir. Dağcılık ile uğraşan herkesin bu süreçlere uyum sağlaması ve bu süreçlerde yüksek bir fiziksel, teknik ve psikolojik performans göstermeyi başarması gerekir ve bu da bir çok kabiliyetin birlikte kullanımını gerektirir. Doğada yapılan bir spor olduğu için de her bireyin sert doğa koşulları altında bile kendi başının çaresine bakabiliyor olmasını gerektirir. AKUT’un dağcılar tarafından kurulması, bu nedenle bir tesadüf değil, dağcılığın kendine özgü dinamiklerinin bize kazandırdığı kabiliyetlerden dolayıdır.
Dağcılık sporu gerçekten disiplinli çalışma isteyen ve adım adım ciddi bir teorik ve pratik eğitimden geçmeyi ve bu eğitimleri de, tırmanışların artan zorluk seviyeleriyle pekiştirmeyi gerektiren, kuralları çok katı bir spordur. Çünkü hata yapmanın bedeli çok ağır olabilir. Tecrübe herşey demektir. Ne kadar çok dağa giderseniz o kadar tecrübeli olursunuz.

Dağcılığın stilleri
Mevsimin yaz ya da kış olması, tırmanışa dair planlarınızı ve hazırlığınızı tamamen değiştirir. Dağcılık, bir takım işidir ama ‘solo’ denilen tek başına tırmanışlar yapmak da mümkündür. Ancak tabi daha zahmetli ve daha tehlikelidir. Seçilen rotanın özelliklerine görep ip ve teknik malzeme kullanılarak teknik tırmanış gerçekleştirilebilir ya da düzayak bir rota seçilip sadece yürüyerek de zirveye ulaşılabilir. Aynı dağın farklı özelliklerdeki rotaları da vardır. Dağların genelde ip ve teknik malzeme kullanımını gerektiren kuzey yüzlerinde teknik tırmanış yapmak veya klasik rotasından yürüyerek zirvesine ulaşmak da mümkün olur. Varacağınız zirve aynıdır ama rotanın özellikleri tırmanışı tamamen değiştirir. O yüzden aynı dağın üstünde farklı rotalarla ve farklı beklentilerle tırmanışlar yapmak da mümkündür.
Aynı dağ üzerinde de değişik stiller uygulanabilir. Himalayalarda veya Karakurum Dağları’nda yüksek irtifa tırmanışlarında 1 - 2 ay süren, sabit bir ana kampı ve üst kampları olan ekspedisyonlar yapılır. Alpinism adı verilen disiplinde ise dağcı tırmanıştaki tüm ihtiyaçlarını, bütün malzemelerini, yakıtını, ocağını, yiyeceğini, teknik malzemelerini, ipini, vs. hepsini sırtçantasında taşır.

Benim dağcılığa başlayışım
O yıllarda Türkiye’deki hemen herkes gibi dağcılığa ben de üniversite topluluğunda başladım. Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü’nde okurken panolarda Dağcılık Kulübü’nün kuruluş ilanlarını gördüm ve ilgimi çekti. “Ben de öğrenmek istiyorum” dedim ve tanışma toplantısına katıldım. Giriş o giriş. Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları Topluluğu DOST’un 3 yıl başkanlığını yaptım. Topluluğun adını da ben koymuştum ve o yıllardan çok güzel anılar kaldı. Dağcılığa 20 yaşında başladım, peşinden mağaracılık, aletli dalış, yamaç paraşütü gibi sporlarla da uğraştım. Üniversiteden mezun olduktan sonra hayatımın merkezi uzun yıllar dağlar ve dağcılık oldu. Özellikle yüksek irtifa dağcılığında Türkiye’de bir çok ilk tırmanışı yapmak da bana nasip oldu.

Dağcılığın yapılma yaşı
Bu konuda kesin bir rakam vermek mümkün değil, çünkü çok kişisel bir süreç bu. Kendinize nasıl baktığınızla ve tabi ki yeteneklerinizle alakalı bir konu. Everest Dağı’na tırmanmayı başaran en genç dağcı 16 yaşında, en yaşlısı ise 70 küsür yaşında. Burada önemli olan sizin kendinizi nasıl hazırladığınız ve o tırmanıştan ne beklediğiniz. Yıllar içerisinde elbette ki kişinin performansı düşüyor. 20’li yaşlarımda tırmandığım süratle ve performansla elbette ki 50’li yaşlarımda tırmanmam mümkün değil. Hedeflerimizi ve beklentilerimizi buna göre belirlememiz gerekir.

Kendine özgü disiplini ve ilkeleri olan dağcılığın, Türkiye’de gelişmesi
Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF) 1966 yılında kuruldu. Yani 44 yılı geride bıraktı. 1990’larla birlikte dağcılık ve diğer doğa sporlarına ilgi artmaya başladı. Türkiye genç nüfusa sahip bir ülke. Özellikle üniversitelerde öğrenci kulüpleri ve toplulukları olarak çok aktif ve başarılı gruplar var. Nitekim ben de bir üniversite topluluğunda yetiştim, daha sonra Rus dağcılarla yaptığım tırmanışlarla profesyonelliğe geçtim. Özellikle dağcılık sporunda Türkiye’de üniversiteler çok etkilidir.
Türkiye’de dağcılık, üniversite kulüpleri, özel kulüpler ve Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF) bünyesinde yürümektedir. Federasyon yapısı iyi niyetli bir proje olmakla birlikte, ülkemizdeki genel hastalıklardan onlar da nasiplerini alıyorlar. Ne yazık ki bizim federasyonumuz da yeteri kadar verimli çalışamıyor ve zaten kısıtlı ayrılan ülke kaynaklarını da verimli değerlendirilemiyor. Biliyorsunuz Türkiye’de sporda dönen paranın büyük kısmı futbolda dönüyor ve diğer sporlar yeteri kadar desteklenemiyor. Bunlar bence çok öenmli sıkıntılar. Türkiye coğrafi olarak çok uygun koşullara ve çok uygun dağlara sahip bir ülke. Mesela; Aladağlar, Kaçkar Dağları, Bolkar Dağları, Beydağları, şu an kapalı ama Hakkari taraflarındaki Cilo ve Sat Dağları da dağcılık sporu için çok elverişli. Ağrı Dağı biliyorsunuz, hem Nuh’un Gemisi efsanesi dolayısıyla, hem de Türkiye’nin 5000 metre yüksekliğindeki tek dağı olma özelliğiyle çok önemli. Yani ülkemiz dağcılık sporu için çok elverişli bir doğaya ve coğrafyaya sahip ama ne yazık ki Türkiye’de diğer bir çok spor gibi dağcılık da tam olarak hak ettiği yerde değil. Mevcut federasyon yapısında, çalışmalar, ne yazık ki Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bir vizyonla, çağdaş ilkelerle yapılmıyor. Bu yüzden sorun yaşıyor ve sürekli tartışıyoruz. Benim görüşüm daha pek çok şey yapılabileceği yönünde ama bu mevcut yapıyla ve anlayışla çok zor. Hala her yıl, 15 - 20 yıl önceki tırmanışlar yapılıyor ve “Türk dağcılarının büyük başarısı” diye sunuluyor. Daha iyisini yapmak isteyenlere ise hiçbir fırsat verilmiyor. Everest Dağı’na tırmanmayı başaran 14 sporcumuz var, biri bile TDF’den değil.
12 yıldır federasyonu yöneten ekol, sadece kendi yetiştirdiği sporcuları tanıyor. Bünyesinde yetişmemiş, bir üniversite kulübünde ya da daha başka yerlerde yetişmiş, eğitim almış dağcıları değerlendirmeye dahi almıyor. Bir takım yurtdışı tırmanışlar için Milli Takım seçeceğini ilan ediyor, ancak kendi eğitim sisteminden ve kurslarından geçmemiş olanların başvurusunu işleme bile koymuyor. Bu bize göre hem çifte standarttır hem de ülke kaynaklarının keyfi ve çok yanlış kullanılması demektir. Milli takım seçilecekse ülkenin en iyileri seçilmelidir ve bunun da adil bir rekabet ortamında ve şeffaf olarak yapılması gerekir. TDF yönetimi; “Biz milli takım seçmiyoruz ki, TDF takımı seçiyoruz” diyebiliyor. Gerekçe olarak da “Biz eğitim vermediğimiz dağcının yetkinliğine nasıl güveneceğiz?” diyor. Sanki bu ülkede TDF’den başka dağcılık eğitimi alınacak yer yokmuş gibi. Madem tanımadığınız için güvenemiyorsunuz, o zaman başvuranları hem fiziksel, hem teknik hem de teorik ortak değerlendirmeye alın, iyi olan kazansız diyoruz ama onlar ülkede bizden ve bizden olmayan anlayışını yıllardır sürdürüyorlar. Bunun kavgasını çok verdik ama bu konuda bir türlü bir ilerleme kaydedemedik. Çünkü görüntüde demokrasi gibi görünen ama delege sayıları üzerinde tam bir hakimiyetle yürütülen politikalarla gerçekte demokratik olarak işlemeyen bir seçim yapısı kurulmuş. Bunu aşmak da mümkün değil. 200 delegeli bir seçim sisteminde 14 milyonluk İstanbul’un bir tek delegesi varken, 370 bin nüfuslu Rize’nin 21 delegesi var. Bu ne garip bir fotoğraf diye de kimse bir şey sormuyor. “Yönetmelikler böyle” deyip konu kapatılıyor. Ülkemiz ve en önemlisi genç nüfusumuz dağcılık sporu için de çok uygun ancak artık yeni ve herkesi kucaklayıcı bir bakış açısı gerekli. Özellikle üniversite kulüplerini bu sürece mutlaka dahil etmek gerekiyor.

Dağcılıkla uğraşmak isteyen gençlere...
Gençlere öncelikle kendilerinin ne yapmak istediklerini bulmalarını öneririm. Dağcılığı kesinlikle tavsiye ederim. Hem bedenen, hem ruhen, hem kişilik olarak, hem de özsaygı ve özgüven olarak her açıdan çok şey kazandırır kişiye. Ama riskli ve tehlikelidir. Bu sporu yaparken insanlar zarar görebilirler hatta en kötüsü de olabilir. O yüzden çok dikkatli olunmalı ve çok ciddiye alınmalıdır. Dağcı kendi yeteneklerinin üzerinde tırmanışları, çok zorlamamalıdır. Dağcılığın kurallarına mutlaka uyulması gerektiğini de, özellikle ilk yıllarında aklından çıkarmamalıdır.
Dağcılık sporu elbette ki herkes için değildir. Bence önemli olan gençlerin kendisi için doğru olanı bulmasıdır. O yüzden kişinin önce kendini tanıması gerekir. Hangi alanlarda yetenekleri var, hangi alanlarda rekabet gücü var, gelecekte nerede olmak istiyor, neyi başarmış olmak onu mutlu eder, gibi. Bunları bilip buna göre bir yol haritası çizmelidir. Zaten yedinci kitabım olarak, kişisel gelişim üzerinde çalışıyorum ve bu konudan detaylı bir şekilde bahsedeceğim.

Ali Nasuh Mahruki Kimdir?
1968'de İstanbul'da doğdu, ilk ve orta öğrenimini Şişli Terakki Lisesi'nde tamamladı. 1992 yılında Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden, 2004 yılında ise, Milli Güvenlik Akademisi'nden mezun oldu. Profesyonel bir sporcudur. İyi bir fotoğrafçı olan Mahruki dağcılık, mağaracılık, yamaç paraşütü, aletli dalış, motor sporları, yelken ve bisiklet sporları yapmaktadır.
Sovyet Asyası’nın 7 bin metreden yüksek beş tırmanışını da tamamlayarak, Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından ‘Kar Leoparı’ unvanı verilen Mahruki, Everest Dağı'na tırmanan ilk Türk ve dünyadaki ilk müslüman dağcı ve ‘Yedi Zirveler’ projesini tamamlayan dünyanın en genç dağcısı oldu. 8000 metreden yüksek Cho Oyu, Lhotse ve K2 dağlarına oksijen desteksiz olarak tırmandı. Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan, Nepal, Sıkkım, Tibet, Bhutan ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde motosiklet seyahatleri yaptı.
Liderlik, takım çalışması, kendini tanıma, hedef odaklılık, kararlılık, disiplin, risk yönetimi gibi konularda motivasyon konuşmaları ve seminerler düzenlemektedir. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmıştır ve çeşitli televizyon kanallarında belgesel programları hazırlamıştır.
Arama Kurtarma Derneği – AKUT kurucu üyesi ve başkanı, Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği – UGSAD, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Sualtı Araştırmaları Derneği – SAD, Gezginler Kulübü üyesi ve Ortak İdealler Derneği kurucu üyesidir.
Eserleri: Bir Dağcının Güncesi - Everest'te ilk Türk - Bir Hayalin Peşinde - Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi - Yeryüzü Güncesi - Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir.

1) Ali Nasuh Mahruki
2) Cem Mahruki – Babası
3) Ali Cevat Mahruki – Büyükbabası
4) Mahrukizade Eşref Cafer Bey - Büyükbabasının Babası
5) Mahrukizade Mehmet Ali Bey - Büyükbabasının Büyükbabası
6) Büyükbabasının Büyükbabasının Babası Kaptan-ı Derya Nasuhzade Ali Paşa



Nasuh Mahruki nasuh@nasuhmahruki.com www.nasuhmahruki.com
Tel : 0532 255 47 37 - 0212 263 65 52 Yanarsu Sok. No: 8 Etiler-İstanbul