İçsel Bir Yolculuğun Gezi Notları: "Düşler Ve Buluntular"

Alışılmış resim anlayışlarının dışında sıra dışı bir biçem etkin yapıtlarında. Her sergisini yeni bir izlekle, yeni bir anlayışla sunan Habip Aydoğdu yine çok şaşırtacak izleyicisini.

Tarih : 2010-03-31

İçsel Bir Yolculuğun Gezi Notları:

Yaklaşık iki yıl önce seçkin on bir ressam, bir grup sanat entelektüeli, yazar, eleştirmen ve küratör hep birlikte "Modernizmi, Van Gogh'un sanatçı kimliğinde, onun ateşli düşünceleri ve tutkulu yolculuğu üzerinden yeniden düşünme"yi tartışmak amacıyla Fransa'ya giderek orada, "Vincent Van Gogh'un Peşinde, Modernizmin İzinde" adlı bir sanatsal proje gerçekleştirmiştik. Van Gogh'un Fransa'da yaşadığı kentleri, mekanları görerek onun yaşadığı atmosferleri simgesel anlamda yaşamak adına görsel, düşünsel bir yolculuktu yaşadığımız.

Bungun bir Haziran ikindisinde kalabalık ve uğultulu Lyon Garı'ndan Arles'a doğru yola çıktığımızda dostum Habip Aydoğdu'yla yan yana oturuyorduk. Uçsuz bucaksız buğday tarlalarını, uyuyarak akan ırmakları ve yemyeşil ovaları izliyorduk hızlı trenin penceresinden. Kompartımanda bir biz vardık sanki. Herkes Vincent Van Gogh'u düşünüyordu durmadan. Yol boyunca Van Gogh'a ilişkin imgelerle oluşan dilsiz bir haritanın içinde gibiydik. Trendeki her bir sanatçı o dilsiz haritanın bir yerlerini kendi yaratı diliyle, düşleriyle, umutlarıyla şekillendiriyor ve sınırlarını yeniden çiziyordu. Habip, yolculuğun en başından sonuna kadar elindeki küçük bir deftere desenler çizdi, notlar aldı ve Van Gogh'a ilişkin ne hissettiyse, ne bulduysa ona dair, her şeyi o defterde biriktirdi. Yan yana oturduğumuz ve çoğu kez grup içinde birlikte dolaştığımız için, en çok ben girip çıktım o defterin içine. Ne varsa gördüm güncelerinde. Van Gogh'a ilişkin buluntulardı çizdikleri, yazdıkları. O buluntularla düşsel bir şölen oluşturdu Habip.

Defterde biriktirdiği düşsel buluntuların bir kısmı çok büyük resimlere dönüştü gezi dönüşünde. İstanbul Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde açtığı "Yıldızlara Erişmek" adlı serginin en tetikleyici unsuru oldu bu defterde biriktirdiği buluntular. Tüm bunları niye mi anımsadım? Yine önemli bir sergisi var Habip Aydoğdu'nun; "Düşler ve Buluntular". İçsel yolculuğunun gezi notları bu sergide sunduğu yapıtlar. Sanat yaşamında bugüne kadar açtığı en büyük parantezlerden biri bu sergi. Çünkü; Van Gogh projesindeki yolculuğunun düşsel buluntularını tuvale yansıtırken bir yandan da çocukluğundan bu yana doğadan, yaşadığı mekanlardan toplayarak biriktirdiği buluntuları boyayarak, onlara kendi düşsel imgelerini sürerek içeriğini buluntuları doldurduğu büyük bir parantez açmış sanat yaşamında.

Hem Van Gogh yolculuğundaki düşsel buluntular, hem de çocukluk mekanlarından ve değişik yerlerden edindiği buluntular onun yaratı serüveninde yeni bir biçim ve gerçeklikle anlam kazanıyor. Aslında bu buluntulara düşleriyle bakıyor Habip ve onlarla yeni metaforlar yaratıyor.

"Yaşadığımın farkına varıyorum çizerken. Kendimi ve hayatı sorguluyorum. Bazen her şeyi unuttuğum bir anda renklerin, çizgilerin kendiliğinden oluşturduğu yanılsamalar hiç düşünmediğim olanakları sunuyor bana. Çizgilerle düşünüp, renklerle konuşuyorum. Hiç ummadığım bir yerden, küçük ayrıntıların içinden bir çıkış yolu bulup arınıyorum düşlerimden". Yıllar önce böyle diyordu. Bu son resimlerde de aynı duyarlılık var. Yaratı evreninin sınırlarını düşleriyle çiziyor yine. Alışılmış resim anlayışlarının dışında sıra dışı bir biçem etkin yapıtlarında. Her sergisini yeni bir izlekle, yeni bir anlayışla sunan Habip Aydoğdu yine çok şaşırtacak izleyicisini.