Birçok kişinin hayallerini süsleyen SUV rüyasını gerçeğe dönüştürebilecek: Dacia Duster
Tarih : 2010-07-24
Dacia markası kuruluş amacı ile her zaman müşterilerine kolay sahip olunabilirlik imajını sundu. Ancak tarihi 1966 yılına kadar dayanan Dacia, ne zamanki Renault’un tam olarak bünyesine giriş yaptı. O zaman tüm dünya için, yükselen trend düşük maliyet ile üretim yapmaya başladı. Aslında sistem oldukça basit işliyordu; düşük işçilik maliyeti, hazır teknoloji ile Renault’un arka bahçesinde büyük işler çıkarmaya başlıyordu...
Sistem basit olduğu kadar fonksiyonelliğini de, tüm dünyada karlılığı ile artan satış grafiği sayesinde ispatlamış oldu. Birleşmeden sonra Solenza ile başlayan atak, Logan ve ardından Sandero modelleri ile gelişim trendinin sürekliliği sağlandı.
Tüm dünya krizle boğuşurken otomobil sektörü de bir hayli etkilenmişken, değişim ters yöne ilerlemeye sebep oldu ve tüm modeller, gerek motor gerekse kabin olarak küçülmeye başladı. Ardından cross-over olarak nitelendirilen geçiş modelleri türedi. Yalnız bu yanlış anlaşılmasın; bu modeller hem ülkemizde hem de dünyada tüketicilerin ilgisini çekerek, yeni akımın beklenenden hızlı gelişmesini sağladı.
Özellikle 90’lı yılların sonlarına doğru gelişen SUV pazarları cross-over’lar ile küçülse de genel olarak büyüme trendine sahip bir pazar. Bu nedenle her üretici bu pazardan oldukça fazla pay kapmaya çalışıyor. Bu yolda da malesef bazı modeller çuvallarken, bazıları üreticilerinin karlılıklarını artırıyor.
Dacia ise tüm bildiklerini, Renault ve Nissan altyapısı ile Duster’da sunuyor. Tüm Dacia modelleri gibi sadelik ön planda tutulmuş olsa da tasarım sizi kendine çekmesini biliyor ve nereden bakarsanız bakın küçük sınıf bir SUV için kesinlikle “küçük” durmuyor. Cross-over olarak nitelendirilse de kesinlikle arada kalmış bir model gibi değil, kendine bu pazarı yıllar önce oluşturmuş rakiplerine meydan okuyan bir görev edinmiş gibi duruyor Duster.
Tasarım dili ile kesinlikle kendine bir hayran kitlesi oluşturmayı başaran Dacia Duster oldukça uygun satış fiyatı ile de bu hayran kitlesini katlayarak genişletiyor. Ancak bu noktada değinmek gereken ufak bir konu var. Dacia gerçekten de oldukça düşük maliyete, başarılı bir model piyasaya sürmüş. Başarılı çünkü güvenli olduğu kadar konforlu bir sürüşe sahip. Şöyle ki, hem sessiz olmayı başarabiliyor, hem de yumuşak süspansiyon yapısı ile yolcuları sarsmıyor tabi bu arada yol tutuşu da güvenli seviyelerde tutmuş Dacia mühendisleri. Ayrıca Renault grubunun başarılı motor seçenekleri de düşük tüketim ve yüksek performans konusunda Duster’ı yarı yolda bırakmıyorlar.
Sonunda bir ancak gelecektir mutlaka... Özellikle iç mekanda kullanılan malzeme kalitesi, hayal kırıklığına sebep olabiliyor. Hatta insanın aklına, bir 3-5 bin TL fark ile daha kaliteli malzemelere sahip olsa gibi fikirler de geliyor. Fakat olayı basit bir şekilde yorumlamak gereklidir ki, 30.000 TL’lik başlangıç fiyatlarından bahsediyoruz ve bu fiyata değil bir SUV, yeni bir otomobil almak bile zorlaşıyorken Duster’ın hakkını yememek gerekir.
Kişisel görüşlerimize gelecek olursak, test aracımızdaki bizi etkileyen olumlu yönlerden başlamak isterim. 1.5 dCi motor, yıllardır Renault ailesinden tanışıklığımız olan 85 beygirlik model. Oldukça düşük yakıt tüketimini yüksek tork ile birleştirerek sürüş keyfinizi artırabiliyor. Geniş boyutlar, yüksek iç hacim için oldukça verimli kullanılmış. Elektrikli camlar, klima, radyo-CD çalar gibi standart donanımlar sürüş zevkini artırsa da malesef ergonomi de bir anda sizi şaşırtabiliyor. Ayrıca bazı noktalarda işçilik ve malzeme kalitesi can sıkıcı olabiliyor. Sadece önden çekişe sahip olan test aracımızı hafif arazi şartlarında zorlamamıza rağmen bizi yarı yolda bırakmamasını sürüş yüksekliği ve yüksek tork ile açıklamak mümkün.
Bir otomobili tavsiye etmek her zaman zordur fakat bu sefer zevklerin daha keskin bir şekilde kararlarınızı etkileyeceğini düşünüyorum. Şayet oldukça düşük maliyet ile şık, ekonomik bir otomobile sahip olmak, ancak bu sırada bir takım noktalarda ergonomi problemi vasat işçilik, düşük malzeme kalitesine tahammül gösterebilmek aynı kefede durmayabiliyor. Ancak bir gerçek var ki, Duster’ı satın alanlar, ne aracın değerinden bir şey kaybedecek, ne de keyiflerinden...