Garipoğlu ' nun Avukatı Baroya Aday

Prof. Dr. Metin Feyzioğlu son ayların en çok konuşulan avukatlarından. Cem Garipoğlu’nun babası Nida Garipoğlu’nun avukatı olan Feyzioğlu, müvekkilinin kimliği nedeniyle kendisine yöneltil

Tarih : 2010-07-16

Garipoğlu ' nun Avukatı Baroya Aday

Dava için “Olay tabii ki çok trajik bir olay. İki ailenin dramı söz konusu” diyen Feyzioğlu, savunma hakkının kutsal olduğunun altını çiziyor. 
Prof. Dr. Feyzioğlu yakında yapılacak Ankara Barosu seçimlerine başkan adayı olarak girecek. Ankara Life dergisine birçok meslek gibi hukukçuların da sorunları olduğunu ifade eden Feyzioğlu, hukukun güvencesinin avukatlar ve barolar olduğuna inandığını söylüyor. “Ancak arkasında barosunun olduğuna inanan bir avukat dik durabilir” ifadesini kullanan Feyzioğlu; “Dünyada her zaman toplumsal ilerlemeyi sağlayan avukatlar olmuştur. Baro yönetimi avukatlara güven vermeli, iyi niyetli çözümler üretmeli, samimi olmalı ve gerektiğinde ilgililere sesini duyurmak için hukuk çerçevesinde her türlü eylemi yapabilmeli, sesini çıkarmaktan çekinmemeli. Ankara Barosu 10 bin avukatı ile birlikte, hukukun üstünlüğüne yönelen tecavüzlere karşı el birliğiyle hareket etmeli, meslek sorunlarına el birliğiyle çözümler üretmelidir” cümlesini kullanıyor. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun Ankara Life Dergisine verdiği yanıtlar şöyle:

Nida Garipoğlu’nun avukatı oluşunuz nedeniyle gelen eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir avukata niye o davayı aldın diye soru sorulmasını düşünmek bile istemiyorum. Hele bunu bir avukat bir diğer avukata asla soramaz. Bu avukatlık mesleğini inkar etmektir. Biz savunma yapıyoruz. Suçsuzluk karinesini kendimize temel eksen olarak alıyoruz. Kimi savunduğun değil, nasıl savunduğundur asıl konu. Hukuka, ahlaka, meslek kurallarına uygun davrandıktan sonra kimsenin söz söylemeye hakkı olamaz. 

Müvekkilinizin kimliği ile ilgili gelen eleştirilere yanıtınız nedir?
Savunma hakkı kutsaldır, ben savunma yapıyorum.  Son sözü yargı söyleyecek. Davalar medyada çözümlenmez.

Basının size karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Basının bana tepki içerisinde olduğunu görmedim. Ama toplumumuzda şunu yenmemiz lazım; bir kişinin suçlanması onun suçlu olduğu anlamına gelmez. Suçsuzluk karinesini toplum olarak içimize sindirmemiz lazım. Ceza muhakemesi esasen masumların ve özgürlüklerin hukukudur.  Bir kimse hayatı boyunca hiç suç işlemeyeceğinin garantisini verebilir ve bu sözüne de sadık kalabilir. Ancak kimse bir suç işlemekle suçlanmayacağının garantisini veremez. Ceza muhakemesi hukuku bu sebeple masumların hukukudur.

Basının yargı  üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bazı davalar daha medyatiktir. Basının hakim ve savcılar üzerinde baskı kurabildiğini görüyoruz. Meslek kurallarını özümsemiş bir avukat davasının medyatik olmasını istemez. Rahatsızlık duyar bundan. Magazine düşmüş bir dava, hakim ve savcıları da rahatsız eder. Biz hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Hukuk dışı etkilerin bir davaya girmesi işleri zorlaştırır.

“Adliyeden Memnun Değilim”


Baro seçimlerine adaylığınızı  koymanızdaki genel sebepler nelerdir?
Yıllardır avukatlık yapan, bir yandan da hukukun ne olduğunu anlatan biri olarak adliyeden memnun değilim. Haksız tutuklamalara isyan ediyorum. Avukatın, hakimin ve savcının karşısında işlevsiz kılınmaya çalışılmasına isyan ediyorum. Hukukun üstünlüğünün güvencesinin avukatlar ve barolar olduğuna inanıyorum. Arkasında barosunun olduğuna inanan bir avukat dik durabilir. Barolar hukukun üstünlüğünün sağlanmasında en etkili demokratik kitle örgütleridir. Daha doğrusu öyle olmaları gereklidir. Dünyada her zaman toplumsal ilerlemeyi sağlayan avukatlar olmuştur. Ankara barosu on bin avukatı ile birlikte, hukukun üstünlüğüne, meslek onuruna yönelen tecavüzlere karşı el birliğiyle hareket etmelidir. Ankara Barosu çok büyük bir barodur, Cumhuriyetin barosudur.  Bunu yapacak gücü vardır.

“Süslü Maddelerin Arasında Mayınlar Var”


2005 Türk Ceza Kanunu’na karşı tutumdasınız. Akademisyen kimliğinizle bize açıklar mısınız 5 senede uygulamada büyüyen sorunlar hangileridir?
80 yıllık birikim bir kenara bırakılmak istenmiştir. Süslü maddelerin arasına öyle maddeler serpiştirilmiştir ki, rejimin niteliğini sorgulatmaktadır. Örneğin her bireyi muhbir yapmaya zorlayan maddeler vardır. İnsanları birbirine düşürmüş, insanları birbirinin kurdu yapmıştır. Sağlık mesleği mensupları hastalarını ihbar etme zorunluluğunda bırakılmış, basın baskı altına alınmak istenmiştir.

Bir arama vahşice özel hayatları parçalarcasına yapılmışsa, bilgisayar CD’leri kopyalanmadan hiçbir güvenlik sağlanmadan çuvallara konulup götürüldüyse, insanlar ifadeye çağrılmak yerine yakalanıp 4 gün gözaltında tutulup korku yaşatılıyorsa, bir yakalanıp bir salıverilip bir kez daha tutuklanıyorsa, herkesin telefonlarının dinlendiği konusunda bir paranoya düştüğü gözleniyorsa, hakim zihniyetin bir hukuk devleti olmadığını anlarsınız. Süslü maddelerin arasında serpiştirilmiş durumda olan mayınlar vardır, o mayınlar birilerinin canı istediğinde patlatılmaktadır. Aslında tahrip edilen geleceğimizdir.

Ergenekon yargılama sürecinde bazı sanıkların aleyhine delil olmamasına rağmen aylar süren tutuklamalar konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bu olay sadece Ergenekon meselesi değil. Türkiye’de şu an onlarca insan sebepsiz yere tutuklanıp yine anlaşılmaz şekilde tahliye ediliyor. Bir insan niye tutuklandığını niye tahliye edildiğini bilmiyorsa o ülkede  hukuk sistemi sorunludur. Ergenekon adı verilen soruşturma ve davalar sürecinde usul alanında neredeyse kitapta yer alan bütün usul hataları arka arkaya yapılıyor. Hepsi de aynı dava içinde gerçekleşiyor. Davalar medyatikleştikçe ve medya taraf tutar gibi konuya yaklaştıkça, senden benden ayrımı yapıldıkça hakim ve savcılar üzerindeki baskı artıyor, hukuka uygun karar vermekte zorlanıyorlar. Sonuçta toplumu adil yargılama hakkının korunduğu konusunda ikna edemiyorlar.  Bu yüzden hepimiz endişeler taşıyoruz.

Parti Kapatmaya Karşıyım

Yeni anayasa hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Bu bir anayasa reformu değil. Bu rejimin isim, nitelik değiştirmesine neden olacak yeni bir düzen. Anayasa Mahkemesi’nin bütün üyelerini siyasi iktidar tarafından atadığınız takdirde o Anayasa Mahkemesi’nin bu ülkede bağımsız olacağını, hukukun üstünlüğünü gözeterek karar vereceğini hiç kimse beklemesin. Anayasa’da Yargıtay’ın Danıştay’ın anayasa mahkemesine üye seçimi öyle bir yöntemle düzenleniyor ki Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları’nın iradesinin hiçbir değeri kalmıyor. Anayasa Mahkemesi tamamen siyasallaşıyor. Siyasallaşmış bir Anayasa Mahkemesi’nin siyasi iktidar tarafından çıkarılmış kanunları denetlemesi bekleniyor.

Parti kapatmalar hakkındaki fikirleriniz nedir?
Ben parti kapatılmasına esasen karşıyım. Ancak Anayasa Mahkemesinin yapısı değişince muhalefet partilerinin kapatılması iktidar partisinin insafına bırakılmış olacak. Çünkü kapatma davasını görecek Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamını siyasi iktidar atamış olacak. Bu yapılmak istenenlerin hiçbirinin demokratik meşruiyetle ilgisi yoktur. Yapılmak istenen şu anki çoğunluğun şu an toplumda siyasi olarak azınlıkta olan kesime baskı kurma çabasıdır. Oysa siyasi çoğunluklar demokratik bir toplumda geçicidir.

Stajyer Avukata Müjde


Stajyer avukatların karşılaştığı sorunların çözümüne dönük projeleriniz nedir?

Ankara’da staja başlarken 600 lira talep edilmektedir. Para kazanmayan bir meslektaştan daha mesleğe ilk adım attığında böyle bir para istenmesi insafsızcadır. Stajyerlerin sorunlarına ilişkin ilk atacağımız adım yer yer stajyer meslektaşlarımızın dile getirmeye başladığı ‘avukatın kölesi yoktur stajyeri vardır’ sözünü unutturmak olacaktır. Stajyer avukatların da bir meslektaş olduğunu anlamalıyız. Stajyer avukatların stajyerlerin sorunlarına ilişkin yönetim kurulu toplantılara şahsen katılmasını istiyorum. Bir aracı koyarak staj eğitim merkezi başkanını araya koyarak Baro Başkanı’na sorunlar aktarılamaz. Genç avukatları ayakta tutabilmek için de çok güzel bir projemiz var: Noterlerdeki gibi bir gelir havuzu yaratmak istiyoruz. Her avukat aldığı her işten barolar birliğinin asgari ücret tarifesi üzerinden yüzde 10 unu havuza atarsa bu avukatlara geri dönecektir. Hatta 0-5 yaş kıdemindeki avukatlara daha yüksek oranda dağıtım yapılabilir. Bu, genç avukatları en zor dönemlerinde dik tutar. Böylece “işçi avukat” olma tehlikesi sona erer, birlikte çalışma başlar. Ayrıca belli meblağın üzerindeki sözleşmelerin avukatlar tarafından düzenlenmesi zorunluluğu getirilmelidir. Bu hem işlerin düzgün yapılmasını sağlayacak hem de avukatlara yeni bir açılım sağlayacaktır.

Siz hem akademisyen hem de hukukçusunuz. Genç yaşınızda bunu nasıl başardınız?
Ben avukatlıkla uğraşarak teorimi, teoriyle uğraşarak avukatlığımı geliştirdim. Bir akademisyenin avukattan öğrenemeyeceğini düşünürseniz yanılırsınız. Ben girdiğim her duruşmada karşı taraftan bile bir şey öğrendim. Karşımdaki meslektaşım ne kadar davasına sahip çıkıyorsa ben o kadar zevk aldım. Uygulamanın içinde yani hayatın içinde en çarpıcı şekilde dersler aldığım için bu dersime de yansıdı. Verdiğiniz örnek hayatın içinden oluyor. Ben derslerime örnek vererek başlarım, uzun uzun teoriyi anlatmam. Örnek üzerinden tartışırım sonra da teorisinden bahsederim ve daha iyi oturur. Avukatlık yaptığım için o kadar engin bir kaynaktan besleniyorum ki aslında hiçbir zaman konusuz kalmam. Hatta bir duruşma sonrasında o kadar hırslandığım olmuştur ki oturur yazarım. Somut olayı teoriye oturttuğunuzda bu çok çarpıcı olur.

Feyzioğlu Soyadı Gurur Kaynağı

Hukuk alanında dedeniz Turhan Feyzioğlu’nun gölgesinde kaldığınızı  düşünüyor musunuz?
Feyzioğlu soyadıyla hep gurur duydum ancak gölgesinde kaldığımı söyleyemem. Çünkü  herkes kendisiyle yarışmak zorundadır bir başkasıyla yarışırsanız asla kazanamazsınız. Önemli olan kendinizi geliştirmeye çalışmak. Bir de bazı insanlar yüz yılda bir dünyaya ya gelir ya gelmez. Turhan Feyzioğlu ile yarışmanın böyle bir imkânsızlığı da var. Elbette onun torunu olmaktan gurur duyuyorum.

Eşiniz  Avukat Birgül Feyzioğlu ile hukuk alanında ayrı düştüğünüz konular oluyor mu?

Tabii. Çok sık olur. Sürekli aynı şeyleri düşünürseniz düşüncelerinizin sağlamasını  yapamazsınız. Bir savunma stratejisi oluştururken bir dilekçe hazırlarken çok tartışırız. Eşimin öngörüleri yüksektir. Bana göre çok daha sağlam adım atar. Ben daha aceleci daha atağımdır. O daha temkinlidir. Birbirimizi bu şekilde dengeleriz. Birgül hanım tanıdığım en esaslı avukatlardan biri.  Ondan çok şey öğrendim, daima da saygı duydum. 

 “Böyle Bir Tahrik İndirimi Kanunda Yok”


Kadın mağdur ve kurbanların aleyhine erkek sanıkların faydalandığı tahrik indirimi sizce kanunlarımızdaki büyük bir açık mıdır?
Öyle bir tahrik indirimi kanunda yok aslında. Bunlar bazı mahkeme kararlarında uygulamada gördüğümüz yanlışlıklar. Ayrılan eşlerden erkeğin eski eşini ‘namusu’ olarak görmesi ne demektir! Böyle bir ilkelliğe ceza hukuku prim verir mi hiç? Haksız olmayan bir eyleme haksız tahrik indirimini nasıl uygularsınız!  Boşanmış kadının veya reşit kadının dilediği kişiyle birlikte olma hakkı yok mudur? Kadının özgürlüğünü kısıtlarsanız, kişiliğini yok ederseniz, onu üstün bir varlık olarak kabul etmezseniz ve hakkını kullanmaktan ibaret eylemlerini fail yönünden haksız tahrik indirimi sebebi yaparsanız ben buna tek kelimeyle ilkellik derim. Oysa ceza hukuku toplumu ilerletmelidir, çağdaşlaştırmalıdır.