Devlet Tiyatroları 60. Yılında , 60 Oyundan Biri

Çetin Altan'ın Kaleminden "Islıkçı" Modern Çağın Suçlusu

Tarih : 2010-04-02

Devlet Tiyatroları 60. Yılında , 60 Oyundan Biri

Kuruluşunun 60. yılında Devlet Tiyatroları, 60 yerli oyun projesi ile Türk tiyatro seyircisin karşısına çıkmayı hedefliyor. Tiyatro sezonunun açılışıyla ilk yerli oyunlar seyircileriyle kucaklaştılar. Bunlardan biri olan ve Devlet Tiyatroları’nda ilk kez oynanan Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı “Islıkçı“, İrfan Şahinbaş Atölye sahnesinde seyircisiyle buluştu.

“Islıkçı” adlı oyunu geçenlerde izledim. İzledikten sonra, tanıdığım herkese anlatma isteği içinde buldum kendimi. Çıkışta oyuncularla ve yönetmenle konuşma şansı bulunca da, yüreğime sığdırabildiğim kadar, sizlerle de paylaşmak istedim…

Çetin Altan’ın yazdığı, Yunus Emre Bozdoğan’ın yönettiği oyunda modern dünya olarak nitelendirilen toplumlarda bile, maddi değerlerin her şeyin üstünde olduğu bir mekanizma, sistematik bir yapı tartışılıyor. Maddi değerleri elde etmek uğruna insan olmayı, insana insanca davranmayı hiçe sayan, güçlünün güçsüzü ezdiği bir sistem... İnsanlar ortak çıkarları için işbirliğine dayalı bir davranış içindeler. Burada kimse kimsenin umurunda değil, fakat bu sistemin işleyişini bozan, dahası yapıya çomak sokan herkes suçlanmakta ve dışlanmakta…

Ülkemizin her döneminde örneklerini rahatlıkla görebildiğimiz insan tiplemeleri ile bu oyun, bireysel ve toplumsal birçok olayı yeniden gözden geçirmeme ve sorgulamama neden oldu.

Düzene baş eğmeyen, kendi bildiğini okuyan, kendi türkülerini söyleyen, ıslığını çalan, ama bozulmamış, kendini koruyabilmiş, günümüzde daha da özlemi duyulan bir insan modeli: Islıkçı…

Oyunda, üniformalı, gözlüklü memur, dazlak-işadamı-kapitalist, yaşlı kadın, köylü, minili kız, tenisçi genç gibi insan tiplemelerini, bir yandan günlük yaşamın sıradanlığı, diğer yandan uç olaylardaki ahlaksızlığın bu sıradanlıkta kaynayıp gidişini, Çetin Altan’ın o kara mizahlı, ince zekalı anlatımında gülmekle ağlamak arası izliyorsunuz. Muhteşem bir ironi, baştan sona her sahnede, her diyalogta, oldukça şaşırtıcı bir sunumla izliyorsunuz...

Oyunun en çarpıcı yanlarından biri de kuşkusuz özel tiyatro dokusunda ve kokusunda sahneleniyor olması.

Metin, oyunculuk, dekor, kostüm, müzik ve ışığı ile insanı içine çeken, nerede olduğumuzu unutturan ve hatırlatan bir ustalıkla karşı karşıya kalıyorsunuz...

Yorumuyla, su gibi akan temposuyla, kusursuz oynanış karşısında, seyirci bu güzel oyunu seyretmenin tadını çıkarıyor...

Oyun bittiğinde her bir oyuncuyu yürekten kutlamak istedim..

Hem yaşlı, hem de üniformalının karısı rolünde, peş peşe sahnelerde oynayarak başarılı oyunculuğuyla göz dolduran Meliha Savaş’ı ve oyun süresince sadece ıslık çalarak tavır koyan, hiç konuşmadan boğazımızda yumruk olmayı başaran sessiz çığlığın ve bizim akamayan gözyaşlarımızla gelen müthiş finalin kahramanı Şahin Ergüney’i diğer oyuncuları da temsilen kutlama şansımız oldu.

Emeği geçenlere oyunla ilgili duygularını ve neler söylemek istediklerini sorduk bizi kırmadılar ve daha terleri soğumadan dediler ki;
Şahin Ergüney (Islıkçı): “Islıkçı” rolünde, yaşadığı toplumda taraf olan, duyarlı olan, mücadeleci bir aydın tavrını göstermeye çalışıyorum… Ve bizim ıslıkçı da “öteki” olmanın bedelini en ağır şekilde ödüyor.
Tıpkı Hasan Tahsinler, Mustafa Suphi’ler, Turan Emeksiz’ler, Uğur Mumcu’lar gibi… Aslında aydın tavrı dediğimiz şey de öyle olağanüstü bir şey değildir… “Çağdaş bir dünya görüşüne sahip, gerektiğinde sorgulayabilen, özgüveni gelişmiş, yaşadığı çevreye karşı sorumluluğu olan, ülkenin ve halkın sorunlarını, çelişkilerini, çözüm yollarını kavramış ve bu doğrultuda mücadele eden insanların tavrıdır, aydın tavrı.”

Meliha Savaş (Yaşlı kadın - Üniformalının karısı): "Çemberin dışına çıkmak isteyenlerin, sistemin yok edici duvarlarına çarpması ne ülkemizde ne de dünyada yeni bir şey değil. Herkese ezberletilmiş notalar arasında kendi ıslığını çalmaya kalkan, sıra dışına itilir, ötekileştirilir. Çünkü artık ikiyüzlülük, çıkarcılık, aldırmazlık sıradanlaşmış, korku içselleşmiştir. Ancak az sayıda insanın gerçekten düşünüyor olması, çoğunlukların düşünmeden boyun eğmesinden önemlidir. Tarih boyunca insanı ileri taşıyanlar zaten "öteki"ler, sıra dışı olanlar değil mi? Keşke 2009 dünyasında Islıkçı'nın mesajı artık anlamını yitirmiş olsaydı da, bizler bu oyunu hiç oynamasaydık..!"

Emeği geçen herkesi kutluyorum...