Ceyhun Güneş Ankara’da

Doğan Canku yeni çıkan albümün sunuş yazısında şöyle diyor: “Flamenko, icrası çok zor müzik türlerinden biridir. Teknik olarak herşeyi öğrenebilir, öğretebilirsiniz; rasgueado, alzapua, golpe v.

Tarih : 2010-03-29

Ceyhun Güneş Ankara’da

Aslında herşey çok güzel başlamıştı. Anadolu devriminin başkenti, kültür devriminin de başkenti olacaktı. Üniversiteler, opera binası, konser salonları, sanat müzesi, konservatuarlar ve tüm bunların nefes alıp gelişebileceği modern bir kent mimarisi hızla yükseldi bu Anadolu kentinde.

Bu yükselişe çeşitli nedenlerle eşlik edemeyen sosyal yaşam ise, Ankara’yı diplomasi ve bürokrasinin rotasında ilerlemek zorunda bırakan yerel yönetimlerin etkisinde kaldı çoğu zaman. Kabul edersiniz ki mimari de sanat da bu rotadan uzak yollardan ilerlemek zorunda ve bu yollarda alt geçit yapma ihtimaliniz de yok! Başlangıç ne kadar güzel olursa olsun hikayenin gelişimini birlikte yaşıyoruz. Ankara’nın olması gereken noktada olduğunu söylemek neredeyse imkansız ancak bu kentin her yönden ilerlemesi için elinden geleni yapanlara ve ortaya çıkardıkları eserlere haksızlık yapmamak adına bugün sadece olumlu şeylerden bahsedelim. Ceyhun Güneş ve Flamenko alanında yaptığı çalışmalar da bunlardan biri. Ceyhun güzel bir insan ve Ankara’ya aynen hak ettiği ölçüde, uzaklardan hayranlık duyulacak düzeyde katkılar sunuyor. ‘Sihrini, perdelerinde parmaklarının ucuyla inanılmaz bir hızla gezindiği klavyesi ve sağ elinin parmaklarıyla ses verdiği tellerini tam bir ustalıkla konuşturduğu gitarıyla yapan bir virtiöz’. Bu sözlerin abartı olmadığını yeni çıkan albümünü dinlediğinizde anlayacaksınız.

Yaptıklarını ve grubunun adıyla aynı adı taşıyan yeni albümünü, bir monolog yerine güzel bir diyalogla anlatmak istedik. Son olarak Almanlar’ın dediği gibi “Ende gut alles gut!”  (Sonu güzel olan herşey güzeldir) diyelim ve bırakalım Flamenkoyu da kendi bakışını da Ceyhun anlatsın.

Yaptığınız çalışmalar hakkında uzun uzun konuşma fırsatımız olacak ancak dilerseniz farklı bir başlangıç yapalım ve Ankara’dan yola çıkalım. Sanatçı ve yaşadığı kent arasındaki ilişki benim için her zaman bir merak konusu olmuştur. Bu kent Ankara olunca “sanat” daha da ilginç bir boyut kazanıyor. Genelde resmiyeti ve siyaseti çağrıştıran bir kent sizin müzik kariyerinizde nasıl bir yere sahip...

Aslında tam tersi şeyler hissediyorum Ankara ile ilgili. Burada genel olarak İstanbul’daki kadar sert bir hayat mücadelesi yok. O yüzden sanat adına üretimin daha kolay olduğuna inanıyorum. Ancak tabii ki pazarlama ve maddi açılardan İstanbul’la kıyaslanmayacak kadar geriden geliyoruz.

Ankara’da yaşıyor olmanızın müziğinize, belki de yeni çıkan albümünüze doğrudan bir etkisi var diyebilir miyiz?

Evet. Ankara düzenli bir şehir ve sanırım bu müziğimize de yansıyor. Oldukça detaylı ve ciddi bir çalışma sürdürdük. Sanırım besteler de çok savruk fikirlerden ziyade, kendi içinde tutarlı anlatımları olan parçalar. Tabii buna dinleyenlerin karar vermesi daha önemli.

Flamenko müziği sıcak ve hareketli ezgileriyle Türk müzik severlerinin de beğenisini kazanıyor. Özellikle canlı performanslarda yaşanan coşku çok etkileyici. Peki, Ankara bu coşkuyu yeterince yaşayabiliyor mu?

Sanırım Ankara bu coşkuyu en iyi yaşayan şehirlerden. Her şeyden önce Türkiye’deki tek uluslararası Flamenko festivali 2 senedir burada düzenleniyor. Salonlar her gösteride dolup taşıyor. Ayrıca bize gelen tepkiler de bu coşkuyu insanlara ne kadar iyi iletebildiğimizin, daha doğrusu onların bu coşkuya ne kadar açık olduklarının bir göstergesi.

Çalışmalarınızın sadece Ankara çapında olmadığını biliyoruz. Bize biraz da Ankara sınırlarını aşan çalışmalarınızdan bahseder misiniz ?

Ankara Türkiye’nin en büyük flamenko organizasyonuna da sahip: Flamenko Ankara Derneği. 200’ün üzerinde üyesi ve sene içinde yaptığı aktivitelerle ülkemizde bir öncü durumunda. Bu güne kadar birçok İspanyol dansçı ve gitaristi atölye çalışmaları için misafir etti. Ayrıca Türkiye’nin tek uluslararası flamenko festivalini gerçekleştirdi. Bu sene ekim ayında 3.sü gerçekleşecek. Ancak tabii ki daha fazla performans gerçekleştirilmesi, İstanbul’a münferit konserler için gelen flamenko gruplarının Ankara’ya da uğraması en büyük dileğimiz.

 

Biraz da Doğan Canku gibi bir ustadan böylesine büyük övgüler alan albümünüzden bahsedelim...

Albüm yaklaşık 5 senelik bir çalışmanın ürünü. Bu kadar zamandır konserlerimizde olgunlaştırdığımız parçalarımızı yaklaşık 1.5 senede kaydedip, son haline getirdik. Oldukça zevkli ve bir o kadar da zor bir süreçte stüdyo çalışmalarımızı tamamladık.

 

Albümde emeği geçenler arasında Erkan Oğur’u görmek çok güzel. Bu sizin için de önemli olmalı...

Erkan Oğur’un da destek vermesi bizim için çok önemli bir ayrıcalık. Albümde 11 parça yer alıyor. İki parçamızda yer aldı kendisi. Onun dışında Türkiye’nin en önemli ney ustalarından Bilgin Canaz da diğer misafir sanatçımız.

 

Besteleriniz bizden diyebileceğimiz ezgileri de barındırıyor içinde. Sanırım bu sizin ve grubunuzun Flamenkoya bakışını çok güzel anlatıyor...

Albüm tümüyle benim bestelerimden oluşuyor. Ancak düzenleme sürecinde bütün grup yer aldı. Albümdeki en dikkat çeken unsur flamenko temelinden ayrılmadan, Türk motiflerinin kullanılmış olması. Kendi kültürümüzden bir şeyler katmamızın farklılığımızı ortaya çıkardığını düşünüyorum. Bundan sonraki hedefimiz diğer albümde bu unsurları daha yoğun kullanmak.

Bize yoğun çalışmalarınız arasında zaman ayırdığınız için Ankara Magazine okurları adına  teşekkür ederim. Albümünüz ve diğer tüm çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Biz de bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Umarız sanatla ilgili bu duyarlılığınız diğer yayıncılara da örnek olur.