Beynim Psikiyatrın Tamir Edeceği Bir Makine Mi?

“Henüz emekleme döneminde sayılır bu tip bakış açıları ve çalışmalar. Ama milattan önceden beri bilinen şeylerdir bir tarafıyla da” diyor Bülent Uran.

Tarih : 2010-08-12

Beynim Psikiyatrın Tamir Edeceği Bir Makine Mi?

Günümüz tıbbına kafa tutuyor adeta; doğru bildiğini hararetle savunuyor. İyileşmeyen Hastalıkların nedenini ve tedavisini yanlış yerlerde aradığımızı söylüyor; ilaçların yaptığı şeyin 180 derece tersini yapıyor. İlaçlar duyguları hissetmeyi engelleyip bastırırken o duyguları hissetmek ve boşaltmak gerektiğini ileri sürüyor. Alışılmadık tarzı, güven dolu iddiaları ve yine akıllarda kalacak sözleriyle Bülent Uran’dan görüş aldık

Eğer tıp doğru yolda olsaydı bugün birçok kronik hastalığın artık adını unutmuş olmamız gerekirdi. Hastalıkların nedenlerini doğru olarak saptamadığımız ortaya çıkıyor. Ortaya konulan kimyasal ve fiziksel belirtilerin çoğu neden değil sonuç.

Örneğin X’in zayıflamak istemesinin bilinçaltındaki temel nedeni insanlar tarafından beğenilmek ve böylece kendini güvende hissetmek. Ama daha önce insanlarla fazla yakın olmayı riskli olarak kabul etmişse çelişki başlıyor. Çünkü insanlardan uzak tutmak isteyen program bu amaçla kişiyi çirkinleştirmeye çalışıyor. Bu nedenle de iki program bir o yana bir bu yana kişiyi sallamaya başlıyor.

“Geçmişin Hipnozunu Bozmak” adlı kitabınızda çoğu tıbbi hastalığın nedeninin bilinçaltında yerleşmiş inançlarla bağlantılı olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Günümüz tıbbında fiziksel ve ruhsal hastalıkların çoğu çözümsüzdür. Modern tıp ilaçla kesin olarak bugüne kadar mikrobik hastalıkların az bir bölümünü tedavi etmek dışında bir şey başarmamıştır. Başardığı kronik dediğimiz yani iyileşmeyen hastalıkların bedendeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak yaşamın uzattığıdır. Gerçi bu bile tartışmalıdır. İnsan ömrünün uzamasında şeker, tansiyon, kanser gibi hastalıklarla baş etmemiz mi rol oynamaktadır; yoksa yaşam kalitesinin artması mı? Bu farklılığı ortaya koyan kitlesel bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Eğer tıp doğru yolda olsaydı bugün birçok kronik hastalığın artık adını unutmuş olmamız gerekirdi. Hâlbuki 50 yıldır değişen fazla bir şey yok. O halde hastalıkların nedenlerini doğru olarak saptamadığımız ortaya çıkıyor. Tıbbın X hastalığın nedeni olarak ortaya koyduğu kimyasal ve fiziksel belirtilerin çoğu neden değil sonuç.

O zaman gerçek nedenleri açıklar mısınız?

Gerçek neden üst düzeyde. Zihinsel düzeyde bir şeyler oluyor. Farklı enerji boyutlarında etkileşimler söz konusu. Bu bölgede sanki bir takım kararlar veriliyor ve ondan sonra bedendeki fiziksel ve kimyasal mekanizmalar bozuluyor. Zihinsel düzeyde yaşanan çatışmalar fiziksel bedene hastalık olarak yansıyor.

Neden zihinsel düzeyde çatışmalar yaşanıyor?
İki nedenden dolayı. Ama temel neden bilinçaltının programlanması. Doğduğumuz andan itibaren hayatla ilgili inançlarımız oluşmaya başlıyor. Bu inançlar bilinçaltı tarafından kişiyi hayatta tutan programlar olarak kullanılıyor. Ama çoğu zaman bilinçaltında yerleşmiş programlar kişinin temel yaşam felsefesiyle - ki buna ben insan tarafımız diyorum- çelişmeye başlıyor. Diğer bir çatışma ise bilinçaltında aynı amaca hizmet eden ama tamamen farklı yönde etki eden programların çatışmasıdır. Örneğin bir kişi zayıflamak istiyor. Bu zayıflamanın bilinçaltındaki temel nedeni insanlar tarafından beğenilmek ve böylece kendini güvende hissetmektir. Ama daha önce yerleşmiş başka bir inanç ise insanlarla fazla yakın olmayı riskli olarak kabul etmişse – her iki programın temel amacı da güvende hissetmek olmasına rağmen- çelişki başlıyor. Çünkü insanlardan uzak tutmak isteyen program bu amaçla kişiyi çirkinleştirmeye çalışıyor. Bu nedenle de iki program bir o yana bir bu yana kişiyi sallamaya başlıyor.

Bilinçaltının insan tarafının çatışması sanki daha fiziksel sorunlar ortaya çıkarırken değişik programların çatışması daha duygusal ve ruhsal ağırlıklı hastalıkları ortaya çıkarıyor. Birçok alışkanlık, takıntı, davranış bozukluğu ise bu çatışmanın yarattığı bedensel acı, huzursuzluk ya da stresi geçici olarak ortadan kaldırmak için yine bilinçaltı tarafından icat ediliyor.

İnsan tarafıyla çatışmaya da bir örnek verebilir misiniz?

Diyelim ki kişinin içindeki program “hayatta kalmak için sürekli çalışmam gerekir” şeklinde olsun. Bu kişi gece gündüz tatil yapmadan çalışıyor. Ama içinde bir taraf –insan taraf – bunun anlamsızlığını “biliyor”. Ama yaptırıcı güç bilinçaltındadır. Kişi bilinçli olarak bu çatışmayı fark etmese de içsel bir sıkıntısı vardır. Ama bir türlü sıkıntıyı çözemez. Sonuçta fiziksel bedende o kişiyi yavaşlatan tedbirler ortaya çıkmaya başlar. Genellikle de sinir kas sistemini tutan hastalıklar ortaya çıkar ve kişi artık o gereksiz iş yükünden ve her şeyden ve herkesten kendini sorumlu hissetmekten kurtulur. Buna tipik örnek Multiple Skleroz (MS) hastalığıdır. Benim görüştüğüm çoğu hasta sanki bu hastalığa yakalanmaktan memnundur.

Ama bu anlatılarınız pek bilimsel görülmüyor?
Doğru. Henüz emekleme döneminde sayılır bu tip bakış açıları ve çalışmalar. Ama milattan önceden beri bilinen şeylerdir bir tarafıyla da. Zihinsel düzeydeki çatışmaları çözebilmek için bilinçaltı duygularla çalışmamız gerekir. Birçok tek tek ve bazı bilimsel karşılaştırmalı çalışmalar ve vaka bildirimleri duygusal düzeyde yapılan iyileştirmelerin hastalık denen birçok durumu iyileştirdiğinin yazılarıyla doludur. Bizzat benim kendimin de bu konuda oldukça fazla birikimi oldu. Yakında bunları yurtdışı bilimsel dergilerde yayınlamaya başlayacağım. Tabi bunlar henüz okyanusta damla gibi. Ama değişim de biraz böyle bir şeydir. Değişik yerlerden akan damlaların birleşmesi gölleşmeye ve bilgi birikimine neden olacaktır.

Peki, ama bilimsel olmayan bu yöntemleri bilim dünyasının kabul etmesi mümkün mü?
Bilim dünyası ile ticari dünyayı ayırırsak kabul ederler. En azından içinde ne kadar bilimsellik var diye bakarlar. Eğer ticari dünya burada bir çıkar görürse kısa sürede bu yöntemleri bilimsel ilan edecek araçları bulur zaten. Ama şu anda göründüğü kadarıyla bu tip zihinsel gücü kullanarak iyileştirme sağlayan teknikler bırakın ticari olmayı anti-ticari. Günümüzde ticari çıkarı olmayan bir yöntemin bilimselliğini kanıtlayacak çalışmalar yapmak son derece güç. Parasal destek bulmak güç. Yayınlatmak çok güç. Tüm ciddi bilimsel tıp dergileri ilaç şirketlerinin denetiminde. Ama neyse ki yurtdışında bu tip çalışmalara fon sağlayan vakıflar var. Bunların dergileri var. Ve buralarda yeni görüşler ve buluşlar filizleniyor.

Benim anladığım kadarıyla tüm hastalıkların nedeni sanki psikolojik demeye getiriyorsunuz. O halde hepsinin psikiyatristler tarafından tedavi edilmesi gerekmez mi?
Psikolojiden ne anladığımıza göre değişebilir yorumlarımız. Psikolojik birçok teori var. Psikoloji ya da psikiyatri daha çok fiziksel bedendeki etkilerin dışında olduğunu iddia etiği sorunlarla uğraşıyor. Ama yaklaşımlarında günümüzde büyük bir çelişkileri var. Tüm ruhsal olduğunu iddia ettikleri hastalıkların nedenlerini beyindeki bir takım kimyasal maddelerin değişiminde arıyor. Bunları düzenlediğini iddia ettikleri ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyor. Büyük bir ticari pazar var psikiyatrik ilaçlarda. Ama ellerinde hiçbir bilimsel kanıt yok. Aslında ilaçların yaptığı şey bizim yapmaya çalıştığımız şeyle 180 derece ters. İlaçlar duyguları hissetmeyi engelliyor. Yani bastırıyor. Bizim iddiamız ise aksi yönde. Duyguları hissetmek ve boşaltmak gerektiğini ileri sürüyoruz. Beyinde olduğunu ileri sürdükleri o kimyasal değişikliklerde yine sonuçtan başka bir şey değil.

Bu doğru değil mi? Madem sorun ruhsal düzeyde. O zaman ruhsal iyileştirici ilaçlar kullanılması gerekir.

Mantıken doğru da.  Doğru mantık değil. İlaçlar kimyasal ajanlardır. Bedendeki kimyasal sistemi değiştirirler. Şimdi bu insanların kimyası bozuldu da böyle mi oldu? Mecazi anlamda kimyaları bozuldu ama enerji kimyaları bozuldu. Bedenlerindeki enerji yolları tıkalı. Sonra ruhsal hastalıklarla fiziksel sorunlara yol açan zihinsel çatışmaları aynı kategoriye almamak gerekir. Eğer bütün olayları ruhsal diye ne anlama geldiği tam belli olmayan bir şekilde yorumlarsak tüm hastalıkların psikiyatrik tedavi edilmesi gerekir gibi bir sonuca varırız. Burada şunu çok iyi anlamak gerekir. Günümüz tıbbı kendi bulduğu yanlış mekanizmaları tamir etmeye çalışan bir tamirci konumunda. İnsan bedenini sadece tamir edilecek bir makine gibi görüyor. İlaç bu aletlerden en önemlisi. Hâlbuki alternatif tıp denen regresyon hipnoterapisi, EFT, enerji tedavileri gibi yöntemler dengeyi düzeltmeye çalışıyor. Ya da bedenin düzgün çalışmasının önündeki engelleri kaldırıyor. Bu engeller kalktıktan sonra beden kendi tamirini kendi yapar zaten.  Kitabımda bu farklılığı ayrıntılı bir şekilde açıkladım.