Ata’nın Evlatlarından, Fethi Vecdet Erkun’un Öyküsü
Tarih : 2010-03-30
Cumhuriyetin ilk yıllarında, Elbistan’da Atatürk’le beraber çalışan Muhittin Bey’in oğlu Vecdet Erkun; 16 Ekim 1918’de doğdu. Doğum haberini Atatürk’ün yanında alan Muhittin Bey’in sevincini paylaşan Atatürk; “Oğlunun adı Fethi olsun” diyerek vedi Erkun’a ilk ismini verdi.
İzmir Erkek Lisesi’ni birincilikle bitiren Erkun, İstanbul’da tıp fakültesi sınavlarını kazanıp, okumaya başlar. Başarılı eğitiminin ikinci yılında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı burslu eğitim sınavına girer ve birincilikle kazanır. Ancak o anda tıp eğitimi alan Erkun, istikbalini etkileyecek bir seçim yapmak durumunda kalır. Ya bu bursu değerlendirip Budapeşte’de Ziraat Mühendisliği eğitimi alacaktır, ya da bunu yok sayıp tıp eğitimine devam edecektir. Bu düşüncelerle, uykusuz geçen geceler sonunda kaldığı yurtta onu kenara çeken bir hocası;
“Unutma dil öğreneceksin. İnsanlığın üzerine bir insan daha katacaksın. Gitmelisin.” der. İşte o zaman, Atatürk’ün verdiği isme layık bir hareketle, yeni bir ülke, farklı bir kültür keşfetmeye, belki de kendini farklı bir coğrafyada yeniden fethetmeye yönelik kararını verir Fethi Vecdet Erkun.
Yurtdışına gönderilen öğrenciler, yoğun sağlık kontrollerinden geçiyordu. Avrupa’ya gitmeden bir gün önce M.E.B’de sağlık kontrolüne giren Erkun, burada İbrahim Alaaddin Göze tarafında karşılanır ve aralarında geçen diyalog, on sekiz yaşındaki Erkun’a sorumluluğunun tasvirini yapar. İbrahim Alaaddin Göze; “Sen Türk milletini temsil etmek üzere gidiyorsun. Bir büyükelçiden daha sıkı çalışacaksın. Kısa zamanda bu sorumluluğunu yerine getirip, memleketine döneceksin” der.
Gül Reçelini Macar’lara Tanıttı
Gittiği ilk yıllar her şey yolundadır. Türkçe bilen saygıdeğer bir Macar ailenin yanında kalır. Macar aileleri kendi evlatları gibi görür Erkun’u. Hasta olduğunda bakıp iyileştirip, derslerinde yardımcı olurlar. Zaman sonra savaş çıkar. Yanında kaldığı ailede yemek bulamamaya başlar. Erkun, bombardımandan sıvaları dökülen bir pansiyona geçer. Bu dönemde Erkun’un arkadaşı, bir kavanoz gül reçeli gönderir. Bu reçel etraftakilere ikram edildiğinde, herkes çok beğenir. Pansiyonun sahibi nereden bulduğunu sorar ve tarif ister. Bu farklı tadı yere göğe sığdıramaz ve yapmaya başlarlar. Ve Budapeşteliler gül reçeliyle tanışmış olur.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türk parası oldukça değerlidir. Orada Türk parasıyla yaşamak demek, fazlasıyla rahat bir yaşam sürmek demektir. Erkun’un bugünkü kütüphanesinin temelleri, orada devlet bursundan aldığı paralarla atılır. Türkiye Cumhuriyeti, o dönemde okuttuğu öğrencilere karşı hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyordu. Öğrenci Erkun, o dönem bunun farkındadır ve minneti bugün bile hala canlıdır.
Atatürk’ ün Ölüm Haberi
Erkun, “O tarihte Andrassi Caddesi’nde, Foyta ailesinin evinde kalıyordum. ‘Radyoyu aç’ dediler. Açtım. Atatürk’ün öldüğünü öğrendim. Ertesi gün Macar gazeteleri, haberi manşetten, büyük puntolarla vermişti.”
Erkun bu haberleri toplayıp saklar ve o zaman belki bilmese de, ‘Macar Basınında Mustafa Kemal Atatürk’ adlı kitabın ilk temellerini atmış olur. Tam elli yıl sonra, eşi Şule Füsun Hanım’la birlikte; yıllar önce yanında kalmış olduğu aileyi ziyarete yeniden gider. Duygulu anlar yaşanır. Eski günler, acı tatlı anılar yad edilir.
Ata’nın Emaneti Vatan Borcu; Bilgi’nin Aktarılmasıyla Ödeniyor
Eğitimini tamamlayan Erkun; Tarım Bakanlığı’ndaki görevinden sonra, Ankara Üniversitesi’nde göreve başlıyor. Buradan profesör olarak emekli olan Erkun; onlarca genci, aydın beyinler olarak mezun etmiştir. Edinimleri, nice öğrencinin geleceğine ışık tutmuştur. Bugün bile hala ışığıyla bizleri aydınlatan Fethi Vecdet Erkun ile, İzmir’deki evinin verandasında, sevgili eşi Şule Hanım’ın olağanüstü misafirperverliği ile ağırlanmak suretiyle tanıştık. Tüm yaşamım içinde edinilebilecek en kıymetli, en keyif verici tecrübelerin başında geliyor bu zaman dilimi. Dilerim daha uzun yıllar ışığını saçacak, hepimize örnek olacaklardır. Edinimleriyle, değerleriyle, yaşama bakışlarıyla ve vatanlarına vefalarıyla..